Zihin pusulası ''Psikoloji rehberi''
Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel
0
Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel'in hazırladığı Zihin Pusulası, psikoloji bilimini günlük yaşamla buluşturmayı amaçlayan bir podcast'tir. Bölümlerde psikolojideki temel kavramlar, terapi ekolleri, ilişkiler, zihinsel sağlık ve kişisel gelişim gibi konular ele alınır. Amaç, insan davranışlarını ve duygusal süreçleri bilimsel temelde anlaşılır bir dille dinleyiciye aktarmaktır. Program, terapinin ne olduğuna dair bilgiler de sunarak psikolojiye ilgi duyanlara rehberlik etmeyi hedefler.
Epizode
-
Masumiyet Müzesi: Psikanalitik Perspektiften Dizi İncelemesi 08.03.2026 55minMerhabalar, Zihin Pusulası: ''Psikoloji rehberi'' podcast kanalına hoş geldiniz.Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel. Bu bölümde Masumiyet Müzesi dizisini, yalnızca bir aşk hikayesi olarak değil; arzu, eksiklik, idealizasyon, değersizleştirme, kıskançlık, utanç ve takıntı ekseninde örülen çok katmanlı bir ruhsallık olarak ele alıyoruz. Yüzeyde romantik görünen sahnelerin altında hangi narsisistik yaralanmaların, hangi sınıfsal gerilimlerin ve hangi ilişki örüntülerinin çalıştığını birlikte inceliyoruz. Kemal’in Füsun’a yönelen ilgisini yalnızca yoğun bir sevgi diliyle değil; yatırımın bir nesneden çekilip başka bir nesneye aktarılması, benlik değerinin dışarıdan düzenlenmesi ve kayıp karşısında gelişen kontrol çabası üzerinden okumaya çalışıyoruz.Bölüm boyunca Kemal’in ruhsal yapılanmasını, idealize edilen nesne ile değersizleştirilen nesne arasında gidip gelen bölünmüş bir ilişkisellik içinde değerlendiriyoruz. Sibel’in temsil ettiği dünya ile Füsun’un temsil ettiği dünya arasındaki farkın yalnızca iki kadın arasındaki fark olmadığını; aynı zamanda Kemal’in kendi içinde bölünmüş arzularını, sınıfsal yerleşimini ve benlik düzenini de görünür hale getirdiğini konuşuyoruz. Bu çerçevede nişan sahnesi, sahte çanta, Merhamet Apartmanı, sarı sürahi, izmarit, direksiyon dersleri ve kaza gibi ayrıntıların neden yalnızca dekor değil, ruhsal anlam taşıyan düğüm noktaları olarak okunabileceğini tartışıyoruz.Bir başka hatta ise kıskançlık meselesini klasik anlamıyla ele almak yerine, narsisistik kırılma ve sahip olma fantezisi üzerinden yeniden düşünmeye açıyoruz. Füsun’un Turgay’la ilişkisini söylemesinin Kemal’de neden yalnızca bir hayal kırıklığı değil, daha derin bir yarılma etkisi yarattığını; buna karşılık “aşık oldum” cümlesinin neden kıskançlığı bitirmekten çok, onu başka bir biçime dönüştürdüğünü ele alıyoruz. Böylece aşk gibi sunulan şeyin hangi anlarda takıntıya, hangi anlarda yasın ertelenmesine, hangi anlarda ise nesneyi canlı tutmak için kurulan bir iç müzeye dönüştüğünü izliyoruz.Bölümde ayrıca Füsun karakterini de tek boyutlu bir mağduriyet ya da romantik ideal üzerinden değil; arzusu, hırsı, edilgenliği, geri çekilişi ve zaman zaman açığa çıkan öfkesiyle birlikte değerlendirmeye çalışıyoruz. Ev içi sahneler, mutfak nesneleri, gündelik emek ve görünür olma arzusu etrafında, kadınlık konumunun nasıl kurulduğunu; sınıf atlama, tanınma ve seçilme isteğinin ilişki dinamiğini nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Bu noktada dizinin bize yalnızca bireysel bir aşk acısı değil, aynı zamanda toplumsal yer, bakış, utanç ve temsil meselesi anlattığını da vurguluyoruz.Son bölümde ise Kemal’in hatıraları koruma biçimini, kaybı kabullenmek yerine nesnenin izlerini canlı tutma çabası olarak ele alıyoruz. Biriktirilen eşyaların, tekrar edilen ziyaretlerin, korunmaya çalışılan anların ve donmuş zamanın; yasın çalışılmasından çok, kaybın askıya alınmasına hizmet edip etmediğini sorguluyoruz. Kapatırken şunu hatırlatıyoruz: Bu anlatılanlar mutlak doğrular ya da dizinin tek geçerli okuması değil. Her izleyici aynı sahnede başka bir duyguyla, başka bir çağrışımla karşılaşabilir. Burada yaptığım şey, kendi dilimin döndüğünce yakalayabildiğim bağlantıları, psikanalitik bir yerden düşünmeye açmak. Bölümü dinledikten sonra sizin aklınızda kalan sahneleri, çağrışımları ve itirazları da duymayı isterim. Çünkü bazen bir hikayeyi asıl zenginleştiren şey, onun tek bir anlamda kapanmamasıdır.Keyifli dinlemeler. -
Semptom ve Karakter Nevrozu Ayrımı: Klinik Formülasyon İçin Bir Çerçeve 02.03.2026 29minMerhabalar, Zihin Pusulası: ''Psikoloji Rehberi ''podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde, terapi odasının en kritik yol ayrımlarından birini, ruhsal acının nasıl örgütlendiğini ve Wilhelm Reich’ın psikanalitik literatüre kazandırdığı “semptom nevrozu” ile “karakter nevrozu” ayrımını ele alıyoruz. Bir kişinin yaşadığı zorluğun sınırları belli geçici bir belirti mi, yoksa tüm kimliğine sızmış köklü bir karakter örüntüsü mü olduğunu anlamanın terapötik süreci nasıl baştan aşağı değiştirdiğini adım adım inceliyoruz.Bölüm boyunca, bir klinisyenin tanısal formülasyonunu dayandırdığı beş temel referans noktasını detaylandırıyoruz:Sorunun ortaya çıkışındaki spesifik tetikleyiciler.Duygulanım (affektif) alanındaki seyir.Başvurunun niteliği ve içsel motivasyon.Belirtilerin ego-distonik (egoya yabancı) mi yoksa ego-sintonik (egoyla uyumlu) mu olduğu.Kişinin kendi zihinsel süreçlerine dışarıdan bakabilme kapasitesi olan “gözlemleyen ego” işlevi.Ardından, Nancy McWilliams'ın aktardığı otuz yaşındaki bir muhasebeci vakası üzerinden, hayatı bir proje gibi yöneten ve anın içinde "olmak" (being) yerine sürekli bir şeyler "yapmak" (doing) zorlantısıyla hareket eden bir yapının klinik dinamiklerini ete kemiğe büründürüyoruz. Bu vaka aracılığıyla, kişinin "çözüm" diye sunduğu kontrol mekanizmalarının aslında sorunun kendisi olabileceğini ve ego-sintonik savunmalarla çalışmanın neden büyük bir sabır gerektirdiğini konuşuyoruz.Devamında, "semptom her zaman hafif, karakter sorunu ise her zaman ağırdır" şeklindeki yaygın hiyerarşi yanılsamasını eleştiriyoruz. Ağır bir agorafobi ile dışarıdan işlevsel görünen ama duygusal temas alanı çoraklaşmış bir kişilik örgütlenmesini kıyaslayarak, ruhsal ciddiyetin gerçek ölçütlerini tartışıyoruz.Kapatırken vurguladığımız temel nokta şu: Psikanalitik tanı, insanları belirli raflara dizmek için değil; o biricik ruhsal acıya hangi mesafeden yaklaşacağımızı gösteren canlı bir yol haritasıdır. Terapötik ittifakın doğasını ve müdahalelerin hızını belirleyen bu pusula, semptomların ötesindeki gerçek kişiyi anlamamıza olanak tanır.Keyifli dinlemeler.ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Kraepelin’den Freud’a: Nevroz–Psikoz Ayrımının Klinik Anlamı 25.02.2026 18minZihin Pusulası: ''Psikoloji rehberi'' podcast kanalına hoşgeldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel. Bu bölümde psikiyatrik tanı düşüncesinin en kritik eşiklerinden biri olan nevroz ve psikoz ayrımını,yalnızca tarihsel bir sınıflama olarak değil, ruhsal örgütlenmenin derin yapısını anlamaya açılan bir klinik mercek olarak ele alıyoruz.Ruhsal belirtilerin yüzeyde benzer görünebildiği durumlarda, belirleyici olanın semptomun biçimi değil, o semptomun hangi yapısal zeminde ortaya çıktığı olduğunu adım adım inceliyoruz.Bölüm boyunca modern tanı sistemlerinin kökenine inerek Emil Kraepelin’in gözleme dayalı sınıflandırma yaklaşımının psikopatolojiyi nasıl daha nesnel kategorilere taşıdığını konuşuyoruz. Ardından Freud’un bu betimleyici çerçeveyi nasıl derinleştirerek odağı dış görünümden içsel nedenselliğe kaydırdığını; semptomu yalnızca görünen bir belirti değil, ruhsal çatışmanın ve savunma örgütlenmesinin bir ürünü olarak nasıl yeniden konumlandırdığını ele alıyoruz. Böylece “ne görülüyor?” sorusundan “bu nasıl oluşuyor?” sorusuna geçişin klinik düşünceyi nasıl dönüştürdüğünü netleştiriyoruz.Devamında obsesif fenomenleri tek boyutlu bir belirti olarakdeğil, farklı yapısal düzeylerde bambaşka işlevler üstlenebilen bir ruhsal düzenek olarak inceliyoruz. Psikotik çözülmeyi engellemeye çalışan obsesif tutunmalardan, sınırdurum örgütlenmedeki daha yerleşik obsesif örüntülere ve klasik nevrotik obsesif yapıya kadar uzanan üçlü ayrımı klinik bir perspektifle değerlendiriyoruz. Bu hat üzerinden, gerçeklikle kurulan bağın niteliğinin veego işlevlerinin dayanıklılığının tanısal düşünmede neden merkezi bir yer tuttuğunu görünür kılıyoruz.Bölümün ilerleyen kısmında nevrotik ve psikotik örgütlenmearasındaki yapısal farkları; içgörü kapasitesi, savunma düzeni ve benlik bütünlüğü üzerinden ayrıntılandırıyoruz. Terapötik yaklaşımın neden her danışanda aynı şekilde ilerleyemeyeceğini, nevrotik yapıda savunmalarındikkatle gevşetilmesinin; psikotik yapıda ise önceliğin stabilizasyon ve gerçeklik sınamasını desteklemek olmasının klinik mantığını açıklıyoruz.Kapatırken vurguladığımız temel nokta şu: Nevroz–psikoz ayrımı yalnızca tarihsel bir tasnif değildir; bugün terapistin odadaki duruşunu, müdahalenin hızını ve kurulan klinik dilin tonunu belirleyen canlı bir pusuladır. Klinik çalışmada asıl soru, semptomun ne olduğu değil; o semptomun hangi ruhsal örgütlenme içinde ortaya çıktığıdır.Keyifli dinlemeler.ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Kişilik Örgütlenmesini Anlamak: İlk İzlerden Modern Klinik Tanılamaya 18.02.2026 26minMerhabalar Zihin Pusulası: ''Psikoloji rehberi'' podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel. Bu bölümde kişiliği, sadece "nasıl biri?" sorusuna verilen yüzeysel yanıtlara indirgemeden, ruhsal düzeneğin o görünmez mimarisinden yola çıkarak çok daha derin bir yerden ele alıyoruz. Bir insanın ruhsal yapısının nasıl kurulduğunu, hangi koşullarda süreklilik kazandığını ve gelişim yolculuğunda hangi kavşaklarda duraksadığını birlikte inceliyoruz. Klinik pratikte bizi en çok yanıltan şeyin dışarıdan bakıldığında her şeyin "yerli yerinde" görünmesi olduğunu, ancak işleyen bir hayatın veya parlak bir kariyerin altında, belirli ilişkisel temaslarda o tanıdık düğümlerin sessizce yenidenbelirdiğini vurguluyoruz. Bu tekrarın dili, aslında gelişimin erken dönemlerinde karşılığını bulamamış, yankılanmamış ihtiyaçlarımıza işaret eden ruhsal izlerdir.Bölüm boyunca psikanalizin temel kavramlarını birer etiketolarak değil, bugünkü işleyişimizi düzenleyen izler olarak ele alırken; Freud’un "saplanma" dediği noktadan, çağdaş analistlerin "gelişimsel duraksama" olarak tarif ettiği çerçeveye uzanıyoruz. Özellikle "zorluk ne kadar erken yaşandıysa, tablo o kadar ağırdır" şeklindeki yaygın varsayımı sorgulayarak, belirleyici olanın sadece travmanın takvimdeki yeri değil, ruhsal aygıtın bu yaşantıyı hangi savunma mekanizmalarıyla işleyebildiği olduğunu netleştiriyoruz. Tanısal düşünmemizi netleştirmek adına iki temel ekseni takip ediyoruz: Birinci eksen olan genel işleyiş düzeyi ile gerçeklikle kurulan bağın sağlamlığını ve benlik bütünlüğünü; ikinci eksen olan karakter tipi ile de kişinin çatışmayı, yakınlığı ya da öfkeyi hangi renklerde taşıdığını, yani o meşhur "karakter zırhını" inceliyoruz.Ardından, psikanalitik literatürün kalbi sayılan oral, anal ve ödipal düzeneklere geçerek bu dönemleri; aidiyet, özerklik ve kimlik gibi insan olmanın en temel meselelerinin şekillendiği "ilişkisel duraklar" olarak okuyoruz. Oral dönemde dünyanın "güvenilir ve besleyici" olup olmadığına dair yazılan o ilk manifestoyu, anal dönemde irade ve özerkliğin doğuşuyla kurulan sınır hattını ve ödipal dönemde"üçüncüye" yer açarak arzunun yasasıyla tanışma sürecinidetaylandırıyoruz.Bu karmaşık ruhsal mimariyi daha berrak bir hale getirmekiçin Erikson, Mahler ve Fonagy gibi dev isimlerin rehberliğinde kuramsal bir anlatıdan ziyade klinik bir yol haritası çıkarıyoruz. Erikson ile kimlik sürekliliğini, Mahler ile ayrışma-bireyleşme yolculuğunu ve Fonagy ile zihinselleştirme kapasitesinin klinik empatiyi nasıl "tanısal bir dile" tercüme ettiğini konuşuyoruz.Son olarak, ruhsal sorunların tarih boyunca "akıl hastaları" ve "deliler" gibi keskin çizgilerle ayrılmasınınbugünkü tanı dilimizi nasıl şekillendirdiğine kısa bir bakış atıyoruz. Prichard’ın 1835’te sunduğu "Ahlaki Delilik" kavramından yola çıkarak, ruhsal ağır patolojinin sadece fiziksel gerçekliğin kaybıyla değil, ilişkisel ve ahlaki gerçekliğin kaybıyla da ilgili olduğunu keşfediyoruz.Kapatırken şunu hatırlatıyoruz: Tanı koyma süreci, kişiyi bir sınıflamaya hapsetmek için değil; onun iç dünyasına, acısına ve iyileşme potansiyeline açılan, incelikle işlenmiş bir anahtar olması için vardır. Zira gerçek ruhsal sağlamlık, tek bir yönde kusursuzca ilerlemek değil; içimizdeki o zıt eğilimler ve çatışan arzular arasında parçalanmadan esneyebilme kapasitesidir.Keyifli dinlemeler.ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Semptomdan Örüntüye: Psikanalitik Tanı 15.02.2026 17minMerhabalar, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde, psikanalitik karakter tanısının temel varsayımını netleştiriyoruz: Karakter, sabit özelliklerin toplamı değildir. Karakter, zaman içinde kurulan bir örgütlenmedir. Bu nedenle statik tanı mantığının (belirti listesi, sabit kategoriler, var-yok sınıflaması) neyi pratikleştirdiğini, insanı anlamada ise nerede sınırlı kaldığını ele alıyoruz.Ardından psikanalitik yaklaşımın örüntüleri, temaları ve işleyişi merkeze alan dinamik okumasını konuşuyoruz.Bölümün devamında, psikanalitik ana paradigmaların ortak zeminini kısa bir hatırlatmayla yerli yerine koyuyoruz. Dürtü teorisi, ego psikolojisi, nesne ilişkileri, kendilik psikolojisi ve ilişkisel yaklaşım farklı kavramlar kullanır; yine de hepsi karakteri bir etiket gibi değil, içsel dinamiklerin belirli bir düzen içinde nasıl çalıştığı üzerinden değerlendirir.Bu çerçevede, karakterde karşıtlıkların bir aradalığı fikrini açıyoruz. Bir eğilim belirginleştiğinde, onun karşıtının da aynı yapı içinde potansiyel olarak var olabildiğini; klinikte bunun yakınlık-mesafe, bağımlılık-özerklik, kontrol-kaos gibi eksenlerde nasıl göründüğünü ele alıyoruz. Buradan boyutsallık meselesine geçiyoruz ve kritik noktanın “hangi kutup baskın” sorusu değil, o boyutun kişide nasıl düzenlendiği olduğunu netleştiriyoruz.Bölümü sonlandırmadan önce, teorik çoğulluğu bu perspektife bağlıyoruz. Psikanalitik alanın tek bir modelden ibaret olmaması, insanı tek bir açıklama çizgisine sıkıştırmama çabasının doğal sonucudur. Farklı kuramsal hatlar, aynı örgütlenmenin farklı düzeylerini görmeyi kolaylaştırır ve klinik değerlendirmede daha esnek, daha isabetli bir çerçeve sunar.Keyifli dinlemeler.ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Çocuklukta Sözsüz Bırakılan Duygular: ''İyileşme, Yeniden Temas'' (Klinik Psikolog İldeniz OYMAK ASLAN) 11.02.2026 34minMerhabalar, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcastine hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde Klinik Psikolog İldeniz ile birlikte, dinlendirmeyen bir sessizlikten söz ediyoruz: Çocuklukta karşılık bulmayan, adı konmayan ve içe atılan duyguların sessizliği. Amacımız suçlamak değil; olanı anlamak. Çünkü ilişki düzenini fark ettiğimizde, tekrar eden döngüler daha az otomatik çalışıyor.Gündelik hayattan küçük sahneler üzerinden ilerliyoruz: Çocuğun “bak” dediğinde karşılık alamaması, ağladığında duygusunun geçiştirilmesi, anlatmak isterken sözünün yarım kalması… Buradaki mesele sevginin varlığı değil; duygunun ilişkide bir muhatap bulup bulmaması.Buradan kapsayıcılık ve birlikte düzenleme kavramlarına geçiyoruz. Duyguyu susturmak değil, yok saymadan yanında durabilmek… Karşılık bulamadığında çocuk hızla uyumlanıyor ve “iyi çocuk” olmak her zaman güvenli bir yere işaret etmiyor.Winnicott’un ayna olma fikrinden yola çıkarak sahte kendilik kavramını ele alıyor; ardından bu yapının yetişkin ilişkilerinde “bir şey var ama anlatamıyorum” hissiyle nasıl sürdüğünü konuşuyoruz. Mentalizasyon, ihtiyaç–talep ayrımı ve susma–uzaklaşma döngülerini görünür kılıyoruz.Kapanışta terapötik ilişkiye geliyoruz: Terapinin, duygunun aceleye gelmeden duyulabildiği ve onarım kapasitesinin kurulabildiği bir deneyim oluşunu ele alıyoruz.Kendinizle ve başkalarıyla kurduğunuz temas çoğu zaman sandığınızdan daha derin bir yere dokunur.Keyifli dinlemeler.Klinik Psikolog İldeniz Oymak AslanInstagram: klinikpsk.ildenizMail: [email protected] -
İç Düzenin Kırılganlığı: Kendilik Psikolojisi ve Süreklilik Arayışı 08.02.2026 35minMerhabalar, Zihin Pusulası: ''Psikoloji Rehberi'' podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde, 1960’larla birlikte klinik sahnede belirginleşen değişimi ele alıyoruz. Psikanalitik düşüncenin, çatışma ve suçluluk ekseninde daha rahat okunan başvurulardan; boşluk, anlamsızlık ve içsel yön duygusunun kaybı gibi yaşantıları anlamaya doğru nasıl genişlediğini konuşacağız.Klasik dürtü kuramı ve ego psikolojisi, yasak arzuların yarattığı gerilimleri, vicdani baskıyı ve içsel çatışmaları açıklamak için güçlü bir çerçeve sunuyordu. Fakat zamanla klinikte farklı bir danışan profili daha görünür hale geldi. Dışarıdan işlevsel görünen, hatta zaman zaman kendinden emin duran; yine de içeride kendini bütün hissetmekte zorlanan, özdeğeri dış geri bildirimlere daha bağımlı çalışan ve “içimde bir eksik var” duygusunu taşıyan kişiler.Bu noktada temel soru da değişiyor. Mesele her zaman “hangiçatışma” değil; kimi zaman “hangi iç yapı yeterince kurulamadı” oluyor. Bölüm boyunca “Sorun çatışma değil; yeterince kurulamamış bir iç yapıdır” cümlesi bu yönelimi özetleyen bir hat olarak yerini alacak.Bu klinik ihtiyacın içinde Heinz Kohut’un çalışmalarıbelirleyici bir kırılma yaratıyor. Narsisizmi yalnızca savunma başlığı altında değil; gelişimsel bir ihtiyaç ve kendilik bütünlüğünü koruma çabası olarak okuyan kendilik psikolojisi perspektifini bu bölümün merkezine alıyoruz. Aynı zamanda kendiliğin gelişiminde düzenleyici işlevleri, aynalanma, idealizasyon ve benzerlik/aidiyet ihtiyaçları üzerinden daha net bir çerçevede açıklıyoruz. Bu işlevlerin kişi için nasıl bir düzen kurduğunu, kişinin kendini ve ötekini bu düzen içinde nasıl konumlandırdığını görünür hale getiriyoruz.Bu çerçeve, terapötik ilişkinin doğasını da farklı bir yerden okuyor. Danışan terapisti her zaman bir “nesne” gibi değil; kimi anlarda kendiliği ayakta tutan bir işlev gibi deneyimleyebiliyor.Bu yüzden terapistin seans içinde yaşadığı sıkılma, sabırsızlık ya da “bir şey ilerlemiyor” hissi, yalnızca kişisel bir tepki olarak kalmıyor; kırılgan kendilik yapısının ilişki içinde nasıl ortaya çıktığına dair klinik bir veriye dönüşebiliyor. Bu sürecin nasıl anlaşılır hale geldiğini ve terapötik çalışmada nasıl konumlandığını tartışacağız.Bölümün ilerleyen kısmında, modern analitik düşüncedeterapötik ilişkinin yalnızca geçmişin tekrar edildiği bir alan olmadığını; kimi zaman kendiliğin parçalarının bir arada tutulduğu bir düzenleme alanı gibi işlediğini ele alacağız. Bu bağlamda kopma ve onarım anlarını teknik bir hatagibi değil, deneyimin temsil kazanmasına ve kendilik kapasitesinin gelişmesine alan açan klinik fırsatlar olarak nasıl ele aldığımızı açıklayacağız.Kapanışta ise empatiyi sadece “anlamak” düzeyinde bırakmadan, terapinin hedefinin danışanın dışarıdan aldığı desteği zamanla içeride daha sürdürülebilir biçimde sağlayabilir hale gelmesi olduğunu vurgulayarak bölümü tamamlayacağız.Keyifli dinlemeler.ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Bağın İyileştirici Gücü: Nesne İlişkileri, Ego Durumları ve Karşı-Aktarımın Dili 03.02.2026 27minMerhabalar, Zihin Pusulası: ''Psikoloji rehberi'' podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel. Bu bölümde, nesne ilişkileri geleneğinin hangi klinik ihtiyaçlardan doğduğunu ve psikanalitik düşünmede nasıl bir kavramsal genişleme yarattığını adım adım kuracağız. Ego psikologlarının yapısal modeli ruhsal süreçleri düzenleyen işlevler üzerinden tarif etmeye çalıştığı dönemde, özellikle İngiltere’de bazı analistler farklı bilinçdışı süreçlerle ve bu süreçlerin ağır derecede rahatsızlık yaşayan hastalarda aldığı biçimlerle daha yakından karşılaştı. Gözlenen olguları daha iyi tarif edebilmek için, mevcut dilinyetmediği noktaları ve bu nedenle yeni bir anlatım ihtiyacının nasıl belirginleştiğini ele alacağız.Ardından Fairbairn’le birlikte, ruhsal yaşamı yalnız gerilim–boşalma hattında okumaktan daha çok ilişki arayışı üzerinden düşünmeye açılan çizgiyi konuşacağız. Erken dönemde bakımveren ilişkisinin niteliğinin, iç dünyada ilişki temsillerini nasıl örgütlediğini; kişinin kendini ve ötekini hangi düzen içinde konumlandırdığını bu çerçevede ele alacağız. Bu hat, netleştiğinde, nesne ilişkileri yaklaşımının “asıl baktığı yerin” yalnız dış ilişkiler değil, içeride yerleşen ilişki düzenleri olduğunu görünür kılacağız.Bu bağlamda “nesne” kavramını netleştireceğiz. Psikanalitik kullanımda nesnenin bir kişiyle sınırlı olmadığını; bir kişinin bir parçası, zihinsel bir imge ya da bir sembol olabileceğini ve belirleyici olanın kişinin o şeye yüklediği anlam olduğunu açık biçimde tanımlayacağız. Bu tanım üzerinden, “nesne” teriminin psikanalitik terminolojide neden yerini koruduğunuda aynı çizgi içinde ele alacağız.Bölümün devamında, Atlantik’in ötesinde gelişen paralel hattı, kişilerarası psikanaliz çizgisi üzerinden kuracağız. Sullivan, Fromm, Horney, Fromm-Reichmann ve Searles gibi isimlerin, içgörünün yanında seansın içinde yaşanan ilişkiyi ve duygusal güvenliği merkeze alan vurgularını ele alacağız. “Hastanın deneyime ihtiyacı vardır; açıklamaya değil.” cümlesi, bu yönelimi kısa ve net biçimde özetleyen bir ifade olarak bölümün içinde yerini alacak.Bu çerçevede, modern analitik düşüncede terapist ile hasta arasındaki duygusal bağın, iyileştirici etkenlerin merkezinde nasıl konumlandığını konuşacağız; bu vurgunun daha geniş psikoterapi literatüründe de terapötik ilişkinin tedavi sonucuyla ilişkili bulunduğunu gösteren bulgularla desteklendiğini bir cümleyle belirteceğiz. Ödipal dönemi, yalnız bir çatışma başlığı olarak değil, çocuğun iki başka insanın kendisini içermeyen bir ilişkikurabileceğini kavradığı bir zihinsel sıçrama olarak ele alacağız.Ağır psikopatolojide bütünleşmiş bir ego varsayımının herzaman karşılık bulmadığı durumlarda ise, ego-durumları üzerinden düşünmenin klinikte nasıl bir yön verdiğini açıklayacağız. Bu çizgiyi karşı-aktarıma bağlayacağız ve karşı-aktarımın klinik bilgiye nasıl dönüştürülebildiğini, Racker’in bağdaşan ve tamamlayıcı karşı-aktarım ayrımı üzerinden netleştireceğiz.Son bölümde, en erken dönemde sözsüz iletişim ve örtükbilginin ruhsal örgütlenmedeki yerini ele alacağız. Gelişimsel ve nörobilimsel ilerlemelerin, “sağ beyinden sağ beyne iletişim” ve fMRI dönemiyle birlikte bu alanı nasıl daha görünür hale getirdiğine değinerek bölümü tamamlayacağız.Keyifli dinlemeler. ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Kişiliğin Taşıyıcı Sistemleri: İd, Ego, Süperego 28.01.2026 28minMerhabalar, Zihin Pusulası: "Psikoloji rehberi" podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde, psikanalitik kuramın yapısal modelini ve ego psikolojisinin klinik düşünmeye getirdiği çerçeveyi adım adım kuracağız.Freud’un 1923’te Ben ve İd ile ortaya koyduğu yapısal model, ruhsal yaşamı yalnızca bilinçdışı içeriklerin anlamı üzerinden değil, bu içeriklerin hangi ruhsal işlevlerle düzenlendiği ve hangi süreçlerle sürdürüldüğü üzerinden de düşünmeyi mümkün kılar. Bu nedenle ilgiyi, içeriği anlamaya dönük çizgiyi koruyarak, düzenleyen ve taşıyan işlevlere doğru genişleteceğiz.Bu hat içinde “ego süreçleri” dediğimiz alanı, gündelikdildeki benlik çağrışımından ayrı bir düzlemde tanımlayacağız. Uyum sağlama, aracılık etme, gerilimi yönetme ve ruhsal dengeyi sürdürme gibiişlevlerin nasıl kavramsallaştırıldığını açacağız.Bölümün omurgasında yapısal modelin üç temel kavramı yer alacak: id, ego ve süperego. Bu kavramları tek tek tanımlamakla yetinmeyeceğiz; aralarındaki ilişkinin klinik değerlendirmede neyi görünür kıldığını da aynı çizgi içinde ele alacağız.İd başlığında haz ilkesi, birincil süreç ve temsil biçimlerini işleyeceğiz. İdin etkisini, doğrudan gözlenen bir alan gibi değil, düşünce, duygu ve eylem gibi görünümler üzerinden izlenen bir kaynak olarak konumlandıracağız. Çağdaş nörobilimle yan yana getirildiğinde önerilen sınırlı paralellikleri de indirgemeye gitmeden, yalnızca kuramsal düzlemde belirteceğiz.Ego başlığında gerçeklik ilkesi çerçevesinde düzenleyici işlevleri ayrıştıracağız. Egoyu bilince indirgemeyeceğiz; bilince yakın yönleriyle birlikte bilincin dışında işleyen düzenleme süreçlerini de aynı bütün içinde düşüneceğiz. Savunmaları, içeriği ortadan kaldıran bir mekanizma gibi değil, içeriği taşınabilir ve yönetilebilir kılan düzenleme biçimleri olarak konumlandıracağız.Süperego bölümünde ise içsel standartların, ideallerin ve yargılayıcı işlevin nasıl örgütlendiğini açıklayacağız. Süperegonun tonunun daha rehber bir çizgide ya da daha sert ve cezalandırıcı bir çizgide nasıl belirginleşebileceğini netleştireceğiz.Bölümün ilerleyen kısmında, savunmaların tek tek tepkiler gibi değil, kişinin ruhsal dengesini korumak için zaman içinde kurduğu daha geniş bir düzen içinde değerlendirilebileceğini göstereceğiz. Ardından Sterba’nın katkısıyla gözlemleyen ego ve deneyimleyen ego ayrımını ele alacağız ve bu ayrımın terapötik ittifakla ilişkisini çerçeveye yerleştireceğiz.Kapanışta ise kaygı–savunma ilişkisinin yapısal teori sonrası nasıl yeniden formüle edildiğini, savunmaların yapısal düzeyde nasıl düşünülebileceğini ve ego işlevlerinin klinik değerlendirmedeki önemini kısa bir hat üzerinde toparlayacağız.Keyifli dinlemeler.ReferanslarMcWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
İç Dünyanın Düzeni: Dürtüden Gelişime Psikanalitik Çerçeve 25.01.2026 25minMerhabalar, Zihin Pusulası: ''Psikoloji rehberi'' podcast kanalının yeni serisine hoş geldiniz.Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde yeni serinin dilini kuruyoruz ve psikanalitik bir pencereden kişiliği nasıl okuduğumuzu adım adım netleştiriyoruz. Bölümün ana başlığı psikanalitik karakter tanısı; hemen ardından da bu hattın tarihsel başlangıç noktalarından biri olan klasik Freud'cu dürtü teorisi ve bu teorinin zaman içindeki dönüşümü var.Psikanalitik karakter tanısı, kişiliği tek bir belirti üzerinden değil; kişinin iç dünyasını nasıl örgütlediği üzerinden anlamaya çalışan bir okuma alanı. Bu okumanın iki klasik hattını aynı çerçevede tutuyoruz. Bir yanda gelişimsel izler ve yoğunlaşan temalar, diğer yanda kaygı ve çatışma yükseldiğinde devreye giren savunma örüntüleri.Bu bölümde, kuramı “etiket” gibi kullanmadan; kavramların sınırını belirgin tutarak ve klinikte neye yaradığına temas ederek ilerliyoruz. Anlatının omurgasında haz ilkesi–gerçeklik ilkesi gerilimi var; ardından bu dilin gelişimsel modellerle nasıl genişlediğini ve zihinsel yaşantının temsile kavuşmasının klinik dinlemede nasıl bir fark yarattığını konuşuyoruz. Bu bölümde psikanalitik perspektiften ilerleyerek;Psikanalitik karakter tanısının neyi hedeflediğini ve iki klasik okuma hattını (gelişimsel izler / savunma örüntüsü)Klasik dürtü modelinde dürtünün ne olduğunu, haz ilkesi ve gerçeklik ilkesinin nasıl kurulduğunuDoyum ve engellenme dengesinin kişilik örgütlenmesiyle bağınıGelişimsel modellerin (Erikson, Sullivan, Mahler, Klein–Ogden hattı) bu çerçeveyi nasıl genişlettiğiniZihinselleştirme (mentalizasyon) hattının klinik dinlemeye ne eklediğiniİndirgemecilik, kültür ve “harita–arazi” ayrımı üzerinden kavramların yanlış kullanım risklerini ele alıyoruz.Bu bölüm, tek ve kesin bir açıklama sunmak için değil; kişiliği anlamaya yarayan psikanalitik dili daha net hale getirmek ve dinleyenin zihninde taşınabilir bir çerçeve oluşturmak için tasarlandı. Merakı olanlar için, bu alanda düzenli etkinlik üreten iki kurumu takip etmek iyi bir başlangıç olabilir: İstanbul Psikanaliz Derneği ve Psikeİstanbul.Keyifli dinlemeler.Referanslar McWilliams, N. (2010). Psikanalitik tanı: Klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak (S. Akış, Çev.). Bilgi Üniversitesi Yayınları -
Temel İnançlarla Küçük Hamle, Yeni Gerçek: Mikro Deneyler (Final) 21.01.2026 22minMerhaba, Zihin Pusulası: ''Psikoloji rehberi'' podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bir önceki bölümde temel inançlarla çalışırken “deney ve kanıt” adımını hatta eklemiştik. Bugün ise serinin son durağındayız. BDT serisini kapatıyoruz.Bu bölümde şu sorunun peşinden gidiyoruz:“Zihin hangi sahnelerde en hızlı öğreniyor?”BDT perspektifinden bu bölümde:• Mikro deneyin mantığını, nasıl kurulduğunu ve neden “ikna” değil “kanıt düzenini değiştirme” işi olduğunu• Deneyin dört adımını: iddia cümlesi → sahne → küçük hamle → ölçüm ve kayıt şeklinde nasıl netleştireceğimizi• Zihne hızlı kanıt üreten sahneleri nasıl seçeceğimizi (sık yaşanan, yönetilebilir yoğunlukta, ölçülebilir çıktısı olan sahneler)• Üç temel inanç kümesinde işe yarayan mikro deney örneklerini: “yetersizim/değersizim”, “terk edilirim/önemsizim”, “kontrol etmezsem dağılırım”• Mikro deneyin yanına imgesel yeniden yapılandırma, duygusal temas ve benlikler arası diyalog gibi tekniklerin nasıl oturduğunu• Deneyden sonra yeni cümleyi slogan gibi değil, gerçek gibi gelecek şekilde nasıl inşa edebileceğimizi konuşuyoruz.Bu bölüm, kendini zorlamak için değil; zihnin öğrenme biçimini görmek, küçük bir hamleyle yeni veri üretmek ve yetişkin benliğe yeniden söz hakkı vermek için.BDT serisi burada bitiyor. Yeni seriye karar verdiğimde Instagram hesabımdan duyuracağım.Keyifli dinlemeler. -
Temel İnancı Gevşetmek: İnançla Savaşmadan Dönüşüm (PART 15) 18.01.2026 27minMerhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bir önceki bölümde şunu gördük: Zihin, yaşananları olduğu gibi kaydetmez. Bazı anlamları seçer ve bu seçme biçimi bize “gerçek” gibi gelir. Bazı sahnelerde bu gerçeklik duygusu öyle güçlenir ki, içerdeki temel cümle adeta değişmez bir yasa gibi hissedilir.Bu bölümde bu cümlenin kendisiyle çalışıyoruz ve şu sorunun peşinden gidiyoruz:“Bu inanç gerçekten mutlak bir gerçek mi, yoksa zihnin yazdığı bir senaryo mu?”BDT perspektifinden temel inançlarla çalışırken:• Merdiven (aşağı ok) tekniğiyle en dipteki cümleyi nasıl yakalayabileceğimizi• Zihnin kurduğu “felaket finalini” “diyelim ki doğru, gerçekçi sonuç ne olur?” sorusuyla nasıl küçültebileceğimizi• “Ben yetersizim”, “İnsanlara güvenilmez” gibi inançların kısa vadede nasıl koruduğunu, uzun vadede hayatı nerede daralttığını• Temel inancı kimlikten ayırıp bir “zihin zırhı” gibi görmenin neden değişim için bir kapı açtığını• Küçük davranış deneylerinin (mikro deneyler) yeni kanıt üreterek bu inançları nasıl gevşettiğini konuşuyoruz.Otomatik düşünce → ara inanç → temel inanç hattına bu kez bir adım daha ekliyoruz: Deney ve kanıt.Cümle, duygu ve davranış arasındaki bağı izlerken temel inancı “ben böyleyim” cümlesinden çıkarıp “zihnimin uzun süredir taşıdığı bir strateji” olarak ele alıyoruz.Sonraki bölümde farklı temel inanç türleri için hangi tür mikro deneylerin daha hızlı işe yaradığını, hangi sahnelerin zihin için en çok kanıt ürettiğini ve yeni bir cümlenin nasıl inşa edilebileceğini, imgesel yeniden yapılandırma, duygusal temas ve benlikler arası diyalog gibi tekniklerin bu zemine nasıl oturduğunu konuşup seriyi sonlandıracağız.Bu bölüm, temel inançla kavga etmek için değil; onun mantığını görmek, felaket finalinin büyüsünü bozmak ve yetişkin benliğe yeniden söz hakkı vermek için.Keyifli dinlemeler.ReferanslarBeck, J. S. (2015). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi.Nobel Akademik Yayıncılık. -
Temel İnancın İzinde: Neden Bu Kadar Tanıdık? (PART 14) 14.01.2026 9minMerhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bir önceki bölümde şunu gördük: Zihin, yaşananları olduğu gibi kaydetmez. Bazı anlamları seçer ve bu seçme biçimi bize “gerçek” gibi gelir.Bu bölümde ise daha derine iniyoruz ve şu sorunun peşinden gidiyoruz: Bu bakma biçimi nereden geliyor?Günlük hayatta çoğu zaman yetişkin halimizle tepki verdiğimizi sanırız. Ama bazı anlar vardır; bir kırgınlık, bir utanç, bir “içime oturdu” hissi… O duygu tanıdık gelir ve bir anda çok ikna edici olur.Bu bölümde BDT perspektifinden temel inançların;• Nasıl erken deneyimlerde şekillendiğini• Neden yıllar içinde sorgulanmadan kaldığını• Yetişkinlikte kararlarımızı, ilişkilerimizi ve cesaretimizi nasıl etkilediğini konuşuyoruz.Ayrıca otomatik düşünce → ara inanç → temel inanç hattını netleştiriyoruz. “Yapamıyorum” gibi bir düşüncenin, altta hangi cümleye bağlanabileceğini birlikte izliyoruz.Sonraki bölümlerde terapi odasında kullanılan imgesel yeniden yapılandırma, duygusal temas ve benlikler arası diyalog gibi tekniklerin ne işe yaradığını konuşacağız.Bu bölüm ise o sesi fark etmek için: Duymak, ama ona teslim olmadan yetişkin benliğe söz hakkı vermek için.Keyifli dinlemeler.ReferansBeck, J. S. (2015). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi. Nobel Akademik Yayıncılık. -
Temel İnancın Sesi: Çocuk Konuştuğunda (PART 13) 11.01.2026 8minMerhabalar, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.Ben Klinik Psikolog Sertaç Muradhan Yücel.Bu bölümde, otomatik düşüncelerin gerisindeki daha eski ve daha derin bir katmana yaklaşıyoruz: Temel inançlara.Günlük hayatta çoğu zaman yetişkin halimizle tepki verdiğimizi sanırız; ama bazı hisler, bazı kırgınlıklar, bazı utanç anları vardır ki yaşıtımızdan değil, çocukluğumuzdan konuşur.Ele aldığımız soru şu:Bir duygu neden bu kadar tanıdık?Ve neden bu kadar ikna edici?BDT perspektifinden ilerlerken temel inançların;• Nasıl erken deneyimlerde şekillendiğini• Neden yıllar içinde “sorgulanmadan” kaldığını• Yetişkinlikte kararlarımızı, ilişkilerimizi, cesaretimizi nasıl etkilediğini ele alıyoruz.Sonraki bölümlerde terapi odasında kullanılanimgesel yeniden yapılandırma, duygusal temas, ve benlikler arası diyalog gibi tekniklerin ne işe yaradığını konuşacağız.Çünkü bazı inançlar sadece düşünerek değişmez;hissedilerek, yeniden yaşanarak, ve o çocuğun gördüğü dünyadan çıkmasına yardım edilerek dönüşür.Bazen “Ben yetersizim”,Bazen “Ben sevilmem”,Bazen “Ben tehlikedeyim” cümlesiyle başlayan bu sesler, bugünün değil; bir zamanlar anlam kurmak zorunda kalmış bir çocuğun sesidir.Bu bölüm, o sesi duymak; ama ona teslim olmak yerineyetişkin benliğe söz hakkı vermek için.Keyifli dinlemeler.ReferansBeck, J. S. (2015). Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi. Nobel Akademik Yayıncılık. -
Ara İnançlarla Çalışmak: Düşüncenin Altındaki Sessiz Kurallar (PART 12) 07.01.2026 12minMerhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.Bu bölümde, çoğu zaman otomatik düşüncelerin arkasındasessizce çalışan ama hayatın yönünü belirleyen bir katmana yaklaşıyoruz:Ara inançlara.Günlük hayatta bazı düşünceler vardır; •Yanıtlanır•Sorgulanır•Hatta mantıksız olduğu fark edilir ama yine de aynı yerden konuşmaya devam ederler.Bir hata sadece hata olarak kalmaz. Bir eleştiri sadece bir geri bildirim olmaz. Bir aksaklık, kişinin kendisi hakkında söylediği bir cümleye dönüşür.Bu bölümde, bir düşüncenin neden bu kadar ağırhissettirdiğini, basit bir yaşantının nasıl “ben buyum” noktasına kadar indiğini adım adım elealıyoruz.Ara inançların; yaşanan olaylarla kendilik algısı arasında nasıl köprü kurduğunu, katı kurallar ve tutumlar yoluyla hayatı nasıl daralttığını, hangi noktada çalışılmaya değer hale geldiğini ve değişimin neden çoğu zaman düşünceden değil, küçük davranışlardan başladığını konuşuyoruz.Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;Aşağı ok tekniğiyle düşüncenin altındaki anlamlara nasılindiğimizi, “her zaman en iyisini yapmalıyım” gibi kuralların nasıl esneyebileceğini, avantaj–dezavantaj çalışmasının inancı neden sorgulanabilir hale getirdiğini, yeni inanç formülasyonlarının neden mükemmel değil taşınabilir olması gerektiğini, ve “mış gibi yapma” ile davranışsal testlerin inanç üzerindeki dönüştürücü etkisini ele alıyoruz.Bu bölüm, kendini düzeltmeye çalışmak için değil; kendine daha insani bir yerden yaklaşabilmek için. Çünkü ara inançlarla çalışmak, onları yok etmek değildir. Onların direksiyondaki tek ses olmasını engellemektir.Keyifli dinlemeler.ReferansBeck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık. -
Zihnin Israrı: Otomatik Düşünceleri Yanıtlamak, Test Etmek ve Kabul Etmek (PART 11) 04.01.2026 15minMerhabalar, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcastkanalına hoş geldiniz.Bu bölümde, otomatik düşüncelerle çalışmanın belki de en zorama en belirleyici noktasına yaklaşıyoruz: Zihin ısrar etmeye devam ettiğinde ne yapılır?Günlük hayatta bazı düşünceler gelir ve gitmez.Yanıtlanır.Sorgulanır.Test edilir.Ama yine de aynı yerden konuşmaya devam ederler ve bu noktada çoğu insan şunu düşünür:“Demek ki yanlış yapıyorum.”“Demek ki yeterince iyi çalışmadım.”Bu bölümde, otomatik düşüncelerle çalışmanın her zamanonları değiştirmekle sonuçlanmadığını; bazen de düşünceyle kurulan ilişkinin değişmesinin asıl dönüşüm olduğunu elealıyoruz.Hangi düşüncelerin yanıtlandığında esnediğini, hangi düşüncelerin test edildiğinde etkisini kaybettiğini ve neden bazı düşüncelerle artık mücadele etmek yerine kabul noktasına geçildiğini adım adım konuşuyoruz.Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;Otomatik düşüncelerin neden her zaman “hemen” elealınmadığınıSokratik sorgulamanın düşünceyi ikna etmek değil, onun nasıl mutlaklaştığını görmek olduğunuDüşünce kaydı ve düşünceyi test etmenin hangi noktalarda işe yaradığınıÇalışma ilerlemediğinde bunun neden çoğu zaman kişisel bir başarısızlık değil, terapötik bir işaret olduğunuVe kabulün, vazgeçmek değil; düşünceyle kavga etmeyibırakmak anlamına geldiğini ele alıyoruz.Bu bölüm, otomatik düşünceleri susturmak için değil; onlarla birlikte hayatla temas edebilecek bir alan açmak için.Çünkü otomatik düşüncelerle çalışmak, onları tamamen ortadan kaldırmak değildir. Onları tek ses olmaktan çıkarmaktır.Keyifli dinlemeler.ReferansBeck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık. -
Salıncağı Olmayan Çocukluk (Uzman Psikolog Burcu Özgür Mazı) 28.12.2025 20minMerhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz. Bu bölümde, değerli meslektaşım Uzman Psikolog Burcu Özgür Mazı ile birlikteyiz. Bazı çocuklar oyun oynayarak büyümez. Büyümek zorunda kalarak büyür.Bu bölümde, çocukluğunu yaşayamamış, erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalmış, “çok olgun” diye övülen ama çoğu zaman oyuna, hataya ve denemeye alan bulamamış çocukları konuşuyoruz.Gerçeklik algısı nasıl şekillenir?Bir çocuk neden keyif aldığını bilemez hale gelir?Oyun neden sadece eğlence değil, ruhsal gelişimin temelidir?Anne ve baba tutumları çocuğun iç dünyasında nasıl bir otoriteye dönüşür? Çocuk işçiliğinden “aşırı iyi çocuk” beklentisine, oyunla gelişen esneklikten rol katılığına, babanın otoritesinden “yeterince iyi annelik” kavramına uzanan bu sohbet; büyümüş gibi yapan ama aslında büyüyememiş yanlara yakından bakıyor.Çocukken oynayamayanların, yetişkinlikte neden bu kadar gergin olabildiğini, hata yapmaktan neden bu kadar korktuğunu, yalnız kalmakla yapayalnız kalmak arasındaki farkı birlikte düşünmeye davet ediyoruz.Instagram:@burcuozgurmaziSpotify Podcast: Burcu'nun Kelimeleri -
Otomatik Düşüncelerle Çalışmak: Sorgulamak mı, Kabul Etmek mi? (PART 10) 24.12.2025 19minMerhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.Bu bölümde, terapi sürecinin en sık karşılaşılan ama en çokyanlış anlaşılan alanlarından birine yaklaşıyoruz:otomatik düşüncelerle nasıl çalışılır?Günlük hayatta zihnimiz durmadan konuşur.Kimi zaman bir cümle gelir ve fark etmeden geri çekiliriz.Kimi zaman bir düşünce, gerçeğin kendisiymiş gibi yerleşir ve çoğu zaman ilk refleksimiz şudur:“Bunu değiştirmeliyim.”Bu bölümde, otomatik düşüncelerle çalışmanın her zamanonları düzeltmek ya da susturmak anlamına gelmediğini konuşuyoruz.Hangi düşüncenin gerçekten çalışılmaya değer olduğunu, neden bazı düşüncelerin ne kadar sorgulasak da değişmediğini, ve değerlendirmenin düzeltmekten farkını adım adım ele alıyoruz.Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;Otomatik düşüncelerin neden her zaman hemen ele alınmadığınıSokratik sorgulamanın düşünceyle kavga etmek değil, onun nasıl “doğru” kabul edildiğini görmek olduğunuZihnin hızlandığında kullandığı bilişsel çarpıtmaların (ya hep ya hiç düşünmesi, felaketleştirme, zihin okuma, etiketleme, aşırı genelleme, duygusal muhakeme ve diğerleri) deneyimi nasıldaralttığınıBir düşünce doğruya yakın olduğunda terapi yönünün neden problem çözmeye kaydığınıVe düşünce değişmiyorsa bunun çoğu zaman kişide değil, çalışılan yerde neyi kaçırdığımıza işaret ettiğini konuşuyoruz.Bu bölüm, “daha iyi düşünmek” için değil;düşünceyle araya küçük ama belirleyici bir mesafe koyabilmek için bir durak.Çünkü otomatik düşüncelerle çalışmak, onları tamamen ortadan kaldırmak değildir. Onları tek ses olmaktan çıkarmaktır.Keyifli dinlemeler.ReferansBeck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık. -
Duyguyu Ayırt Etmek: His mi, Düşünce mi? (PART 9) 21.12.2025 8minMerhabalar, Zihin Pusulası ''Psikoloji rehberi''nin bubölümünde terapinin en temel ama çoğu zaman fark edilmeden geçilen bir becerisine odaklanıyoruz:Duyguları ayırt edebilmek.Günlük hayatta çoğu insan ne hissettiğini söyleyebilir;ancak o hissin neye ait olduğunu ayırt etmek her zaman kolay değildir.“Kötüyüm”, “iyi değilim”, “içim sıkılıyor” gibi ifadelerin ardında çoğu zaman birden fazla duygu ve düşünce birlikte çalışır.Bu bölümde, duyguları bastırmayı ya da değiştirmeyi değil;onları daha net görebilmeyi ele alıyoruz. Bir duygunun, bir düşünceyle nasıl karışabildiğini, düşüncenin duygu gibi yaşanabildiği anları ve bu ayrım netleştiğinde terapi sürecinde nelerin değiştiğini konuşuyoruz.Bilişsel davranışçı terapi perspektifinden bakarak;Ayrıca, duygularla çalışmanın onları kontrol etmek anlamınagelmediğini; tam tersine, duygunun ortaya çıktığı bağlamı anlayarak daha esnek bir ilişki kurmayı mümkün kıldığını tartışıyoruz.Bu bölüm, daha az hissetmeyi değil; daha net hissetmeyiamaçlayan bir durak.Çünkü terapi sürecinde değişim çoğu zaman büyük fark edişlerle değil, küçük ama tutarlı ayırt edişlerle başlar.Keyifli dinlemeler.ReferansBeck, J. S. (2015). Bilişsel davranışçı terapi: Temelleri ve ötesi (Çev. İ. T. Cömert). Nobel Akademik Yayıncılık. -
İlişkide Yaralanır, İlişkide İyileşiriz: Soru - Cevap Bölümü (Uzman Psikolog Elif Cilmeli) 17.12.2025 18minMerhaba, Zihin Pusulası: Psikoloji Rehberi podcast kanalına hoş geldiniz.Bu bölümde, daha önceki bölümlerden de tanıdığınız değerli meslektaşım Uzman Psikolog/Çift ve Aile Terapisti Elif Cilmeli ile birlikteyiz.Bu kez klasik bir anlatım yerine, Instagram üzerinden gelen ilişkilere dair sorulara alan açtık.Takipçilerden gelen, çoğu zaman içten içe taşınan ama yüksek sesle sorulamayan sorular…Bu bölüm, cevaplardan çok düşünmeye alan açan bir sohbet olarak ilerliyor.Kendi ilişki deneyimlerinizi gözden geçirmenize eşlik edecek, tanıdık gelen sorularla dolu bir durak.Hazırsanız, dinleyicilerden gelen sorularla şekillenen bu bölüme birlikte geçelim. Keyifli dinlemeler.Instagram:@psikolog.elifcilmeliMail adresi: [email protected]
Popularan u
Ovaj podcast se pojavljuje i u podcast listama ovih zemalja.