Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi
Land Turkiet
Språk TR
Avsnitt 2442
Senaste 22.07.2026

Mevlana Takvimi, her gün yayınlanan takvim yazılarıyla dinleyicilere günlük içerik sunan bir podcasttir. Program, Mevlana Takvimi tarafından hazırlanmakta olup, takvim bilgilerini ve ilgili konuları ele almaktadır.

Avsnitt

  • BOŞANMA YETKİSİNİN ERKEĞE AİT OLMASI-22 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 22.07.2026 2min
    İslam hukuku açısından, nikâh tıpkı diğer medenî akitler gibi bir şer’i akittir. Dolayısıyla, nikâh akdini yapmaya yetkili olan kişilerin boşanma yetkisine de sahip olmaları doğal bir durumdur. Bireysel özgürlüğe sahip ve hukûkî ehliyeti tam olan bir kişi, bu tür tasarruflardan men edilemez. Aksi halde, bu tür bir kısıtlama insanların temel haklarına aykırı olur. Ancak, boşanma yetkisinin (kadın, evlilik esnasında kendisine boşanma yetkisi verilmesini şart koşmamışsa) sadece erkeğe tanınıp kadına verilmemesi, hem dini hem de toplumsal bir hikmete dayandığından bu durum itiraz konusu olamaz. Zaten tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir toplumda, boşanma yetkisinin kadınlara verildiği görülmemiştir. Kadınların bu haktan yoksun bırakılması, ilk bakışta adalet ve eşitlik ilkesine aykırı, erkeklerin kadınlara karşı bir üstünlüğü olarak görülebilir. Ancak bu durumu derinlemesine düşündüğümüzde, aslında büyük bir adalet ve hikmete dayandığını, hatta kadınların haklarını daha fazla koruduğunu fark ederiz. Kadınların genel yapısı itibarıyla, ne kadar bilgi ve akıl sahibi olurlarsa olsunlar, erkekler kadar metanetli, sağduyulu ve isabetli kararlar alabilecek yetkinliğe ulaşmalarının zor olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Kadınlar yaratılış itibarıyla daha narin ve duygusaldır. Doğaları gereği, erkekler gibi ruhsal baskılara dayanabilecek kadar güçlü bir yapıya sahip değillerdir. Bazen en basit bir sebeple bile derin üzüntüye kapılabilirler. Kalplerindeki saflık nedeniyle, çevresel etkilerden çok hızlı bir şekilde etkilenerek sağlıklı karar alma yetilerini kaybedebilirler. Eğer kadınlar da aynı yetkiye sahip olsa, boşanmaların sayısında büyük bir artış meydana gelmez mi? Boşanmanın çoğalması da toplumsal düzeni bozar ve özellikle mutluluklarını arzu ettiğimiz kadınların menfaatiyle uyuşmaz. (Ömer Nasuhi Bilmen, Ailenin Gücü Nüfusun Geleceği, s.78-79)
  • GUSLÜN FARZ, SÜNNET VE EDEPLERİ-21 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 21.07.2026 2min
    Guslün farzları şunlardır: 1. Mazmaza (ağzı çalkalamak) ve mazmazada mübalağa etmek, ta ki su, ağzın tamamını kaplayıp ulaşmadığı yer kalmasın. 2. İstinşâk; yani suyu, nefesle buruna, burun kıkırdağın ulaşıncaya kadar çekmek. 3. Suyu, bedenin tamamına ulaştırmak. Gusleden kimse kıbleye doğru yönelmez; bedene su dökme hususunda israf ve ifratta bulunmaz; kendisini örten, kapalı bir mekânda gusleder; gusül esnasında konuşmaz; guslü tamamladıktan sonra bedenini, bir bez veya havlu ile kurular; bedenini örtme hususunda acele eder hatta eğer ayaklarını yıkamamış da yıkamayı ertelemişse öncelikle vücudunu örter, sonra ayaklarını yıkar. Gusleden kimse eğer kendisini hiç kimsenin görmediği kapalı bir mekânda bulunuyorsa çıplak olarak gusletmesi caizdir, velev ki bu mekânın damı olmasın. Ayakta veya oturarak gusletmesi caizdir, fakat ihtiyata muvafık olan, oturarak gusletmesidir, zira bu, gizliliğe (tesettüre) daha uygundur. Gusleden kimse mazmaza ve istinşâk eder, bir de bedeninin tamamına su dökerse, niyet etsin veya etmesin guslü tamam olmuş olur. Buna göre bir kimse yağmur altında dursa veya havuza düşse ve su, bedeninin tamamına ulaşmış olsa, bir de mazmaza ve istinşâk etse guslü sahih olmuş olur. Eğer bedende, suyun ulaşmadığı, kıl kadar da olsa kuru bir yer kalmışsa gusül sahih olmaz. Aynı şekilde gusleden kimsenin mazmaza veya istinşâkı unutması hâlinde de gusül sahih olmaz. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.66-67-68)
  • MESCİDE GİREN VE ORADA OTURANIN YAPACAĞI ŞEYLER-20 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 20.07.2026 2min
    Mescidde Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh, El-hamdülillâh, Allâhü Ekber gibi zikirlerle Allâhü Teâlâ’yı çokça anmalı, orada çokça Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Mescidde Resûlullâh (s.a.v.)’in hadîs-i şerîflerini, fıkıh ilmini ve diğer dinî ilimleri okumak müstehaptır. Mescidde oturan kimse, ibâdete (diğer adıyla itikâfa) niyet etmelidir. Şâfiî âlimlerine göre, bir kimse mescidde bir an bile kalsa, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren biri, orada hiç kalmadan geçip gitse bile, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Buna göre, sevâp kazanabilmek için mescidde hiç değilse bir an durmalı, sonra yoluna devam etmelidir." Mescidde oturan kimse, gerektiğinde insanlara iyi şeyleri tavsiye etmeli, onları kötü şeylerden sakındırmalıdır. Esasen bu görevi mescidde olmayan müslüman da yapmak durumundadır; ama mescidde oturan kimsenin, o yüce mekânı, oranın şerefine yakışmayan davranışlardan korumaya çalışması icap eder. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren kimse, abdesti bulunmadığı veya âcil bir işi olduğu için yahut benzeri bir sebepten dolayı iki rekât "tahiyyetü’l-mescid" namazını kılamazsa, onun şu zikirleri dört defa söylemesi müstehaptır (sevâptır): Sübhânallâhi, velhamdülillâhi, velâilâhe illallâhu, vallàhü ekber." "Tahiyyetü’l-mescid", mescide giren kimsenin, mescidin sahibi olan Allâhü Teâlâ’yı saygıyla selâmlaması demektir, nâfile bir namazdır. Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan iki rek‘at namaz kılsın" (Buhârî) buyurmuştur. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.99-100)
  • KADINLAR FIKHI-19 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 19.07.2026 2min
    İnsan mükerremdir ve onun mükerrem olan bütün âzâlarına itina ve saygı gösterilmelidir. Bu, tırnak da olsa, ait olduğu bedenden kirlilik hâlindeyken ayrılmamalıdır. İşte bu incelikten dolayı insan bedeninden kıl, tüy, tırnak parçaları gibi şeyleri cünüpken kesip atmamalıdır. Muayyen ve lohusa hâli devam eden hanımlar için de böyledir. Onlar da bu müddet içinde böyle bir temizlik yapmamalı, bu hâlden çıktıktan ve guslettikten sonra böyle temizliği yapmayı tercih etmeliler. Şayet yaparlarsa elbette bir şey de lazım gelmez. Gusül sahih olur. Kadınlar âdet ve lohusa dönemine girmeden önce beden temizliğini yapmaya özen göstermelidir. Ancak özellikle lohusa döneminin uzun olması nedeniyle beden temizliğine tekrar ihtiyaç olursa bunlar için bir özür olabilir. Muâze anlatıyor: “Bir kadın Hz. Âişe’ye (r.anhâ): “Hayızlı kadın kına yakar mı?” diye sormuştu. “Biz, Rasûlullah’ın (s.a.s.) sağlığında kınalanırdık” diye cevap verdi.” Kadını erkekten ayıran vasıtalardan biri olarak, kadınların kına yakmaları teşvik edilmiştir. Saça, ellerine veya ayaklara olması fark etmez. Hayız hâli kına yakmaya mani değildir. Bu ruhsatı, şimdilerde, oje denen ve tırnak üzerinde suyun değmesine mani tabaka teşkil eden başka süs maddelerinin sürülmesini genelleştirmek câiz olmaz. Sürülmüş olsa bile, abdest anında temizlenmesi gerekir. (İbnu Deybe, XVI, 585) (Nurgül Dere, Müslüman Hanımın El Kitabı, s. 290-293)
  • İSLAM’DA HAYVAN HAKLARI-18 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 18.07.2026 2min
    Hayvanlara zulüm ve hakaret etmek haramdır. Bir kediyi evde hapis edip açlıktan ölmesine sebep olan kadının cehennemlik olduğunu Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bizlere şöyle haber vermektedir. “Bir kadın, ölesiye kadar hapsettiği bir kedi sebebiyle azap olundu da bu yüzden cehenneme girdi. Kediyi hapsettiği vakit; onu doyurmamış, su vermemiş, yerdeki, haşaratı bile yemeye bırakmamıştı...” (Buhârî) Sultan Süleyman birgün şöyle sorar: “Ağacı sarmış olsa eğer karınca / Zarar var mı karıncayı kırınca?” Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi zarif bir ifade ile sorulan bu suâlin altına şu beyti yazarak cevap verdi: “Yarın divânına Hakk’ın varınca / Süleyman’dan alır hakkını karınca!” Hayvanlara merhamet etmeyenler, insanlara acımaz. Hayvanlara iyilik yapan kötü insanların bile günahları af olunur. Günün birinde bir köpek, kuyu etrafında dolaşıp duruyordu. Susuzluk onu öldürecek hale getirmişti. Derken İsrailoğulları’ndan fuhuşla uğraşan biri, onu görüverdi. (Ayağından) ayakkabısını çıkardı, onun için mestiyle su çıkardı ve köpeği suladı. Buna karşılık o kadın bağışlandı. Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri, Hemedan şehrinin pazarında Usfur çiçeğinin tohumu aldı. Bestam’a geldi. Usfur çiçeğinin tohumlarını çıkarmak için torbayı açıp baktığında Hemedan’da torbanın içine bir miktar karıncanın da girmiş olduğunu gördü. Karıncaların hakkı kendisine geçmesin diye; yine Hemedana döndü. 0 karıncaları aldığı yere geri bıraktı. Seyyid Ahmed Rufâî Hazretleri, uyuz bir köpeği kendi elleriyle tedavi etmiştir. Yine bir gün cübbesinin üzerinde bir kedi gelip uyudu. Ezan okundu. Kediye zulüm olmasın ve hakkı kendisine geçmesin diye; kediyi uyandırmadı; cübbesini kesti. Kedi uyandıktan sonra cübbesini parçasıyla yamaladı.Üzerinde hayvan hakları olan kişi samimiyetle istiğfar etmelidir. Günahının bağışlanması için Allâhü Teâlâ Hazretleri’ne yalvarmalıdır. Yoksa gerçekten ilâhî azap çok şiddetli ve helak edicidir. (Ömer Faruk Hilmi, İslam’da Ölü Hakları, s. 21-23)
  • SAHABEYE SÖVENLERİN DURUMU-17 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 17.07.2026 2min
    Sahabelere sövenler hakkında bilginler ihtilâf etmiştir. İmam Mâlik (r.a.)’ın mezhebinde bu hususta meşhur olan şudur: Verilecek ceza hakkında içtihad etmek ve acı verecek şekilde dövüp terbiye etmek. İmam Malik (r.a.) diyor ki: "Kim peygambere söverse öldürülür. Kim peygamberin ashabına söverse dövülerek terbiye edilir." Yine İmam Malik (r.a.) şöyle buyurur: "Peygamber (s.a.v.)’in sahabelerinden birine, (meselâ) Ebu Bekir (r.a.), Ömer (r.a.), Osman (r.a.), Ali (r.a.), Muaviye (r.a.), Amr b. Âs’a (r.a.) söverse, eğer onlar sapıklık ve küfür içinde idiler derse, öldürülür. Eğer onlara bunların dışında, insanlar arasında olan sövüşme gibi söverse o zaman şiddetli tenkil (herkese ibret olacak bir ceza vermek) edilir." İbn Habib diyor ki: "Şia’dan kim, aşırı derecede Osman (r.a.)’a buğzeder, ondan beri olduğunu söylerse, şiddetli cezalandırılıp terbiye edilir. Kim buna, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)’a olan buğzunu ilâve ederse, cezası daha şiddetli olur, tekrar tekrar kendisine sopa atılır. Ölünceye kadar zindanda bırakılır. Bu hususta ancak peygambere söven öldürülür." İmam Malik (r.a.)’ten de şöyle rivayet edilir: "Kim Ebu Bekir (r.a.)’a söverse, ona yüz sopa vurulur. Kim Aişe (r.anha)’ya söverse öldürülür. Hz Âişe (r.anha)’ya kim iftira atarsa o kimse Kur’ân-ı Kerim’e muhalefet etmiştir. Çünkü Allâhü Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de: "Eğer inanıp tasdik ediyorsanız, böyle bir şeye ebediyyen bir daha dönmenizi Allâh size yasaklıyor." (Nur 17) buyurmaktadır. Aynısına avdet eden kimse küfretmiş olur." (Kadı İyaz, Şifâ-i Şerîf, s. 725)
  • SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜNDE OKUNACAK DUÂ (SELÂM ÂYETLERİ)-16 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 16.07.2026 2min
    E‘ûzü bi’llâhi mine’ş- şeytâni’r- racîm. Bi-smi’llâhi’r- rahmâni’r- rahîm. Selâmün ‘aleyküm ketebe rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rah-meh. Selâmün aleyküm bi mâ-sabertüm feni‘me ‘ukbe’d-dâr. Selâmün aleykümü’dhulû’l- cennete bi mâ-küntüm ta‘me-lûn. Ve selâmün ‘aleyhi yevme vülide ve yevme yemûtü ve yevme yüb‘asü hayyen. Ve’s-selâmü ‘aleyye yevme vülidtü ve yevme emûtü ve yevme üb‘asü hayyen. Selâmün ‘aleyke se-estağfiru leke rabbî in-nehû kâne bî hafiyyen. Ve’s-selâmü ‘alâ meni’t-tebe‘a’l-hüdâ. Ve selâmün ‘alâ îbâdihî’l-lezîne’stafâ. Selâmün ‘aleyküm lâ-nebteği’l-câhilîn. Selâmün kavlen min rabbi’r- rahîm. Selâmün ‘alâ Nûhin fi’l-‘âlemîn, innâ kezâlike neczi’l-muh-sinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn. Selâmün ‘alâ İbrâhîm, innâ kezâlike neczi’l-muhsinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn. Selâmün ‘alâ Mûsâ ve Hârûn, innâ kezâlike neczi’l-muh-sinîn, innehümâ min ‘ıbâdine’l-Mü’minîn. Selâmün ‘alâ İlyâsîn, innâ kezâlike neczi’l-muhsinîn, innehû min ‘ibâdine’l-Mü’minîn. Ve selâmün ‘ale’l-mürselîn. Selâmün ‘aleyküm tıbtüm fe’dhulûhâ hâli-dîn. Selâmün hiye hattâ matla‘i’l-fecr.SAFER AYI DUÂSI“Allâhümme bârik fî şehri’s-saferi va’htim le-nâ bi’s-sa‘â-deti ve’z-zafer.”(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.33-36)
  • SAFER AYI NAMÂZI VE DUÂLARI-15 TEMMUZ 2026 -MEVLANA TAKVİMİ 15.07.2026 3min
    Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesi, gece yarısından sonra yeryüzüne inecek belâlardan Allâh (c.c.)’un izniyle korunmak için imsâkten önce dört rek‘at nâfile namâzı kılıp Fâtiha’dan sonra zamm-ı sûre olarak, birinci rek‘atte 17 “Kevser”; ikinci rek‘atte 5 “İhlâs”; üçüncü rek‘atte 1 “Felâk”; dördüncü rek‘atte 1 “Nâs” sûrelerini okuyup selâmdan sonra duâ edilecektir. Safer’in son çarşambasının gecesi veyâ gündüzü iki rek‘at namâz kılıp birinci ve ikinci rek‘atte Fâtiha’dan sonra 11’er “İhlâs” okunacak. Namâzdan sonra 7 def‘a istiğfâr edilecek ve el kaldırıp 11 def‘a Salât-ı Münciye ve sonlarında “inneke ‘alâ külli şey’in kadîr” okunacaktır. Bu duâlarda, “Allâhü Te‘âlâ’nın, kendimizi, âile fertlerimizi ve bütün Mü’minleri gökten inen, yerden gelen ve bütün belâlardan muhâfaza buyurması” için niyâz edilecektir. Yine Safer ayının son çarşamba gecesi veya gündüzü iki rek’ât namaz kılınıp, birinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 7 “Kadir”, ikinci rek’atta Fâtihâ’dan sonra 5 “Kevser” okunacaktır.SALÂT-I MÜNCİYE: “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Salâten tüncînâ bihâ min cemî‘il ahvâl-i vel-‘âfât ve takdî lenâ bihâ cemî‘al hâcât ve tütahhirünâ bihâ min cemî‘i’s-seyyiât ve terfe‘ûnâ bihâ a‘le’d-derecât ve tübelliğunâ bihâ aksal-gâyât min cemî‘i’l-hayrâti fi’l-hayâti ve ba‘de’l-memât.”SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜNDE OKUNACAK DUÂBi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm “Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve nebiyyike ve resûlike ve alâ âlihî ve bârik ve sellim. Alâhümme innî e’ûzü bike min şerri hâze’l yevmi ve min külli şirretin ve belâin ve beliyyetin-i’lletî fîhi ve yekûnü fî ‘ilmike yâ Dehru, yâ Deyhâru, yâ Keynânü, yâ Keynûnü, yâ Evvelü, yâ Ebedü, yâ Mübdiü, yâ Mu’îdü, yâ Ze’l-celâli ve ikrâm. Yâ Ze’l-arşi’l mecîdi ente tef’alü mâ türîdü. Allâhümma’hrüsnî bi-aynike’lletî lâ-tenâmü fî nefsî ve mâlî ve evlâdî ve dînî ve dünyâye’lletî’btelânî bi-suhbetihim bi-hurmeti’l ebrâri ve’l-ahyâri bi-rahmetike yâ Azîzü, yâ Ğaffâru, yâ Kerîmü, yâ Settâru, bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîn. Allâhümme şedîdü’l kuvâ yâ Şedîdü, yâ Azîzü, yâ Kerîmü, yâ Kebîru, yâ Müteâlü! Zelleltü bi-ızzetike, cemî’ı halkike yâ Muhsinu, yâ Mücmilü, yâ Mütefaddilü, yâ Mün’imü, yâ Mükrimü lâilâhe illâ ente. Allâhümme yâ Latîfü letafte bi-halki’s semâvâti ve’l-ardı ültuf binâ fî kadâike ve âfinâ min belâike ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ bike bi-rahmetike yâ Erhame’r Râhimîne. Hasbüna’llâhü ve ni’mel vekîl lâhavle ve lâ-kuvvete illâ bi’llâhi’l Alîyyi’l Azîm. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.”(Ömer Muhammed Öztürk, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.31-35)
  • SAFER AYINDA HER GÜN OKUNACAK DUÂ - 14 TEMMUZ 2026 - MEVLANA TAKVİMİ 14.07.2026 2min
    Bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîmE‘ûzü billâhi min şerri hâzâ’z-zamâni ve este‘îzu bihîmin şürûri sâiri’z-zamâni ve e‘ûzu bi-celâli vechike vecemâli kudsike en tücîrenî mine’l-belâi fî hâzihi’s-senetive kınâ min şerri mâ-kadayte fîhâ ve ekrimnâ fî’s-saferiyâ ekreme’l-ekremîn. Ezhir vahtim hâzihi’ş-şuhûre‘aleyye bi’s-selâmeti ve’s-sa‘âdeti ve li-ehli beytî veli-‘akribâî ve li-cemî‘i ümmeti Muhammedin ‘aleyhi’ssalâtü ve’sselâmu bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîn.Allâhümme ferricnâ bi-duhûli’s-saferi vahtimlenâ bi’lhayri ve’z-zafer.Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla.Bu zamânın ve diğer zamânların şerrinden Allâh’a sığınıyorum. Senin celâlin ve cemâline sığınıyorum. Bu yılınbelâlarından ve o yıl içerisinde hükmettiğin sıkıntılardanSana sığınıyorum. Ey ikrâmı bol olan Allâh’ım! Bize Saferayında ikrâm et. Ey merhametlilerin en merhametlisi, merhametin hürmetine bu ayları bize, âilemize, akrabâmıza vetüm ümmeti Muhammed’e bereket ve aydınlık kıl. Allâh’ım!Safer’in gelişini bize rahatlık kıl. Hayır ve zaferle bitmesininasîb eyle.Bu ayda oruç ve namâz gibi nâfile ibâdetlerin yanısıra Safer ayına hâs duâ ve ibâdetler de yapılmalıdır. Bu günâhkârkulların en büyük silâhı duâsıdır. Yüce Rabbimiz Mü’minsûresinde şöyle ferman buyurur: “Siz bana duâ ediniz(benden isteyiniz) ki, ben de size icâbet edeyim. Banaibâdetten (duâ etmekten) kibirlenen şu gafiller, zelil vehakir olarak yarın Cehenneme gireceklerdir. (Mü’min s. 60)Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Duâibâdetin iliği ve özüdür.” (Tirmizî) “Allâh (c.c.)’ün fazl u kereminden isteyiniz; çünkü istenilmesinden hoşlanır.”(Tirmizî)“Muhakkak ki Allâh (c.c.), ısrâr ile duâ eden kulunusever.” buyurmuşlardır. (Taberânî)(Ömer Muhammed Öztürk, Misvâk Neşriyât, İbâdet Takvimi ve Duâlar, s.30-31)
  • ASIL DARBE İSLAM'A!-13 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 13.07.2026 2min
    FETÖ’nün en büyük ihaneti, 15 Temmuz’un bile ötesinde, iman esaslarına yönelmiş bir tahriftir. “Dinlerarası diyalog” maskesiyle “Peygamber’e iman teferruattır” diyerek Kelime-i Tevhid’in “Muhammedün Resûlullah” kısmını devre dışı bırakmış, “Yahudiler ve Hristiyanlar da peygambere iman etmeden cennete gidebilir” söylemiyle İslâm’ı tahrif edilmiş dinlerle eşitlemeye kalkmıştır. Bu çizgi, yıllarca dış merkezlerin projesi olarak beslendi; içerde ise “hoşgörü” diye pazarlanarak milyonların itikadını zehirledi. Diyanet’in 2016 Olağanüstü Din Şûrası ve 2017’deki “Kendi Dilinden FETÖ” raporu, gecikmiş de olsa bu gerçeği tescilledi: Kelime-i Tevhid’in ikinci kısmı görmezden gelinmiş, diyalog adıyla akide budanmıştır. O halde mücadele, sadece suç ve ceza başlıklarıyla sınırlanamaz. Asıl hedef, bu akideyi bozan kökü kurutmaktır. Yani: sahih akaidi merkeze alan bir irşad seferberliği, okullarda ve camilerde Ehl-i Sünnet ölçülerinin açık öğretilmesi, gençliğin “iman, nübüvvet, ahiret” esaslarında berraklaştırılması, sapkın söylemlerin delilleriyle reddedilmesi, medya ve müfredatta dinî dilin netleştirilmesi. FETÖ, yargıda budanarak zayıflatılabilir; fakat kök, akıl ve kalpteki tahrif olduğu müddetçe başka isimlerle yeniden filiz verir. Unutmayalım: FETÖ’nün en büyük mağduru Türkiye’den önce İslâm’dır. Asıl darbe, ümmetin kalbine indirilmiştir. Bu hakikat görülmeden verilen her mücadele eksik kalacaktır. Bu nedenle mesele, sadece bir güvenlik dosyası değil, “içeriden değiştirme” stratejisinin bozulmasıdır. Yıllar önce bazı Batılı yayınlarda açıkça “İslâm bombayla yıkılamaz, içeriden dönüştürülür” denilmiş; bu dönüşümün aktörü olarak da Gülen gösterilmiştir. Dinlerarası diyalog bu planın mecrası yapılmıştır. Diyanet’in şûra kararlarında “Allah katında hak din İslâm’dır; Kelime-i Tevhid’in ikinci kısmı göz ardı edilemez” vurgusu bu sebeple hayâtîdir. (Nuh Albayrak, 20 Temmuz 2025)
  • ASHAB-I KİRÂM NEDEN ÜMMETİN EN FAZİLETLİSİDİR?-12 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 12.07.2026 2min
    Peygamber (s.a.v.) asrında yaşayan insanların, insanların en hayırlısı olması şundan dolayıdır: İnsanlar küfrettiği zaman onlar ona imân ettiler. İnsanlar onu yalanladıkları zaman onlar onu tasdik ettiler ve onu küçültmeye çalıştıkları zamanda ona yardımda bulundular ve mücâhede ettiler, barındırdılar ve himaye edip yardımda bulundular, nübüvvetin nurlarıyla nurlandılar. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte onun zamanında, onun emriyle savaşan veya onun sebebiyle malından bir şey infâk eden (harcayan) kimseye fazilette, sonra gelecek kimselerden hiçbir kimse denk olmaz. Hasan el-Basrî (rh.a) dedi ki: Biz bir takım kavimlere kavuştuk ki, -sahabeyi murâd ediyor- biz onların yanında hırsızlar olduk. Bir adam Peygamber (s.a.v.) ‘e sordu: Hangi insanlar hayırlıdır? Buyurdu ki: "İçinde bulunduğum asır. Sonra ikinci asır, sonra üçüncü asır." (Müslim) İçinde bulunduğu asırdaki kimseler sahabedir. İkincisi tabiîlerdir, üçüncüsü etbâ-ı tabiîlerdir. Münâvî dedi ki: “Sonra bid’atlar zahir oldu ve Mutezile lisanlarını serbest bıraktı ve felsefeciler başlarını kaldırdılar ve bugüne kadar iş noksanlaşmakta devam etti.” Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmaktadır. "Sonra bir kavim gelir ki, onlarda hayır yoktur." Bazı rivayetlerde ise: "Dördüncü asrı Allâhü Teâlâ bir şey saymaz. Öyle ise onların sözlerine ve fiillerine itimad etmeyiniz." buyrulmuştur. Zira yalanın şanı, itimadın ve kendisine itibar etmenin olmayışıdır. Çünkü onun galibi bid’atlardır ve dalâletlerdir ve haber verildiği gibi vaki olmuştur. (Birgivi, Tarikatü’l-Muhammediyye Tercümesi, s. 159-160)
  • HZ. ALİ (R.A.) KAHRAMANLIĞI-11 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 11.07.2026 2min
    Uhud Savaşı’nda savaşın kazanıldığı düşünülerek Okçular Tepesi’nden inilmesi üzerine Müslümanlar dört taraftan saldıran düşman arasında kalmışlar ve çok sayıda Müslüman şehid olmuştu. Peygamber (s.a.v.) bir düşman topluluğu arasında kalmıştı. Kafirler Peygamber (s.a.v.)’in şehid olduğu haberini yaymışlardı. Hz. Ali (r.a.) buyuruyor ki: "Kafirler müslümanları kuşatınca ve Peygamber (s.a.v.) gözümün önünden kaybolunca onu sağ olanlar arasında aradım, bulamadım, şehidlerin yanına giderek aradım, orada da bulamadım. Kılıcımı elime alıp kafirlerin kalabalığı arasına dalıp savaşmaya başladım. Bundan daha iyi yol yoktur, dedim ve kılıcımı alarak öyle bir hamle yaptım ki, nihayet kafirler ortalıktan çekilip gittiler. O anda gözüm Peygamber (s.a.v.)’e ilişince son derece sevinmiştim. Anladım ki Allâhü Teâlâ sevgili Peygamberini (s.a.v.) melekleriyle korumuştu. Ben Peygamber (s.a.v.) yanına giderek dikildim. Bu esnada kafirlerden bir topluluk Resûlullâh (s.a.v.) hücum etmek için geldiler. Peygamber (s.a.v.) "Ali onları durdur" buyurdu. Ben tek başıma bu topluluğa karşı koydum ve onların yüzlerini geri çevirdim, bazılarını da öldürdüm.” Ondan sonra tekrar bir topluluk Resûlullâh (s.a.v.)'e saldırmak niyetiyle ilerledi. Resûlullâh (s.a.v.) yine Hz. Ali (r.a.)'yı işaret etti ve o da yine tek başına o toplulukla çarpıştı. Bundan sonra Hz. Cebrail (a.s.) gelerek Hz. Ali (r.a.)'ın yiğitliğini ve yardımını övünce, Peygamber (s.a.v.): "Şüphesiz Ali bendendir, ben de Ali'denim" buyurdu. Bu sözüyle beraberliğin en yüksek derecesine işaret buyurmuştu. Cebrail (a.s.)’da "Ben de ikinizdenim" buyurmuştur. (Zekeriya Kandehlevi, Fezaili Amal, s.74)
  • ZİNADAKİ ALTI TEHLİKE-10 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 10.07.2026 2min
    1. İnsanın karışıklığa ve şüpheye düşmesine sebep olur. Zina eden bir kadının doğuracağı çocuk, şefkatli bir babanın terbiyesi ve korumasından mahrum kalacağından iyi bir eğitim alamaz. Bu durum çocuğun ziyanına, neslin kesilmesine ve sonuçta insanlık âleminin harap olmasına yol açar. 2. Bir kadın, nikâh sayesinde bir erkeğin mahremi olur. Eğer bu mahremiyet meşrû bir sebebe dayanmazsa, bu mahremiyeti sağlamak için dövüşmekten ve saldırmaktan başka bir yol kalmaz. Bu durum ise tabii olarak çatışmayı doğurur ve genel bir kargaşaya yol açar. 3. Gayrimeşrû ilişkilerde bulunan bir kadından her sağduyulu kişi tiksinir. Böyle düşkün bir kadınla samimi ilişki tesis etmek ve onunla mutlu bir aile kurmak mümkün değildir. Bu durumun yayılması ise kadınlık hayatının yok olması demektir. 4. Eğer gayrimeşrû ilişkiler caiz görülseydi, hiçbir kadının bir erkeğe özel olması mümkün olmazdı. Her erkek dilediği kadınlarla ilişkiye girebilirdi. Bu durumda insanların hayvanlar seviyesine düşmesi gerekirdi. 5. Kadınların kendine özgü görevleri vardır. Kadınlardan asıl beklenen bu gibi toplumsal özelliklerdir. Bunların gerçekleşmesi ise bir kadının yalnızca bir erkeğe özel olmasıyla mümkündür. Hâlbuki gayrimeşrû ilişkiler bu yüksek amaçların gerçekleşmesine aykırıdır. 6. Kadınlar ile erkekler arasında nikâh dışı ilişkilerin vuku bulması kadını küçük düşürür. Bazı hastalıkların ortaya çıkmasına ve yayılmasına yol açar. Sonuçta toplumsal çöküşe sebep olur. Oysa ilâhî şeriatların meşrû kıldığı yollar bu gibi toplumsal afetlerin ortaya çıkmasına engel olur ve insanlık değerlerini yüceltir. (Misvak Neşriyat, Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 209)
  • KUR’AN’IN BESMELE İLE BAŞLAMASININ HİKMETİ-09 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 09.07.2026 2min
    Besmele, işe başlamadan önce, işinin kolaylığa, hafifliğe ve müsamahaya dayanmakta olduğuna kulun dikkatini çekmektir. Böylece, sanki Cenâb-ı Hâkk, senin için zikrettiği kelimenin daha başında, onu, seni affedeceğine, sana lütûfta bulunacağına delil kılmıştır. Anlatıldığına göre Firavun, Tanrılık iddiasında bulunmazdan önce, bir saray yaptırttı. Ve sarayın dış kapısına da, besmelenin yazılmasını emretti. Ulûhiyyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Musa (a.s.) peygamber olarak ona gelip, onu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma istidâdı görmedi. Bunun üzerine Hz. Musa (a.s.) şöyle dedi: "Ya Râbbî, onu ne kadar dine davet ettimse de, onda herhangi bir hayır görmedim." Bunun üzerine Cenâb-ı Hâkk şöyle buyurdu: "Ey Musa, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helâk etmemi istiyorsun. Halbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazmış olduğu besmeleye bakıyorum." Buradaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helâk olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından nihayetine kadar, kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün! Cenâb-ı Hâkk kendisini Rahmân ve Rahîm diye adlandırdı. O halde, nasıl merhamet etmesin? Anlatıldığına göre, bir dilenci zengin bir kimsenin kapısında durarak, bir şeyler istemişti. Bunun üzerine kendisine çok cüz’î bir şey verildi. İkinci gün, elinde bir baltayla geldi ve kapıyı kırmaya başladı. Ona, "Ne yapıyorsun?" denilince, şöyle cevap verdi: "Ya kapının bahşedilene uygun veyahut da yapılan bağışın kapıya uygun olması gerekir." Ey Râbbimiz! Merhamet denizleri, senin râhmetine nisbetle, zerrenin senin Arşına olan nisbetinden daha küçüktür. Kitabının başında râhmetinin sıfatını kullarına bildirdin. Binâenaleyh, bizi râhmetin ve lütfundan mahrum bırakma. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.236)
  • İNSANLARIN ARASINI DÜZELTMENİN MÜKÂFATI-08 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 08.07.2026 3min
    Ümmü Habîbe (r.anhâ), Resûlullâh (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Âdemoğlunun bütün söyledikleri onun aleyhinedir, lehine değil! Ancak emr-i mâruf, nehy-i münker ve Allâh (c.c.)’un zikrine dair konuşmaları müstesna. Bunlar insan oğlunun faydasınadır." Rivayete göre adamın biri bu hadisi duyduğu vakit büyüklerden Süfyan es-Sevrî (r.a.)’e: "Hadîs ne kadar şedid, yaman." der. Süfyan (r.a.) cevaben, "Allâhü Teâlâ’nın: "Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Meğer ki; bir sadaka vermeyi, ya bir iyilik yapmayı veya insanlar arasını düzeltmeyi..." ayetine hiç kulak vermedin mi? O hadîs, işte bu ayette ifade buyurulanı açıklamaktadır" demiştir. Bil ki, bu amelleri, bu vazifeleri ihlâsla yapan kişilere fayda verir. Allâhü Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kim Allâh’ın rızasını arayarak böyle yaparsa biz ona çok büyük bir mükâfat vereceğiz." (Nisa s. 114) Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulur. Ümmü Gülsüm (r.anhâ) şöyle demiştir: "Ben Resûlullâh (s.a.v.)’in nâsın dedikodusundan yalnız şu üç yerden başkasında yalana müsaade ettiğini işitmedim: 1. Harpte. 2. Halkın arasını düzeltme hususunda. 3. Kadının kocasına, kocanın da karısına karşı (âile dirliği için) yalan söylemesi hususunda." Ebû Hüreyre (r.a.)’den, Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Namaz için yürümekten, iki kişi arasını düzeltmek için yol almaktan, müslümanlar arasındaki kötü ahlâkı ıslâh için mesafe katetmekten daha üstün bir amel yoktur." Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu "Her kim ki, iki kişinin arasını bulursa, Allâh (c.c.) onun işini ıslâh eder. Aralarını bulmaya çalışırken konuştuğu her kelimeye bir köle âzad etmiş sevâbı verir, önceki günâhlarından yarlıganmış olarak döner." (İmâm Şemsüddin ez-Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.189-190)
  • YAZ-KIŞ ABDESTE DİKKAT-07 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 07.07.2026 2min
    Efendimiz (s.a.v.)’in bizlere olan emir ve vasiyetlerinden biri de, Allâh (c.c.)’un emirlerine uyarak özellikle kış günlerinde, vaat edilen ecir ve sevâbı kazanmak için abdestimizi kusursuz alacağımız hususundadır. Özellikle yazın soğuk su ile abdest alırken, vücut organlarının soğuk sudan hoşlanması tabiîdir. Abdest alan kişi, bu soğuk suyun verdiği dinçlikten zevk aldığından abdestini ağır almış olabilir. Abdest alan kişinin bu hususlara dikkat etmesi gerekir. Çünkü abdest alma keyfiyeti vücut organlarının zevki için değildir. Abdest, Allâh (c.c.)’un emirlerine ve Resûlü (s.a.v.)’in sünnetine uygun olmalıdır. Madem vücut organları sudan hoşlanmaktadır, niçin kışın soğuk havalarda bundan kaçınılır, abdestini tazelemekten zevk almaz? Hepsi su değil mi? İşte bu sebeple yaz ve kış Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’in emirlerine uyarak aynı zevk ve tatla ve su isrâf etmeden abdest tazelemek icâp eder. Birçok kişiler bu ahde riayet etmez. Fakat Taberanî (rh.a)’in rivayet ettiği bir hadiste, "Herhangi bir kul şiddetli soğukta abdestini güzelce alırsa, kendisine iki kat ecir ve sevâp vardır" buyurulmuştur. Hâkim’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, "Kişi abdestini güzelce ve itina ile alırsa, Hâkk Teâlâ iki namaz arası, yani kılacağı namaz ile gelecek namaz vakti arasında işlemiş olacağı kusur ve kabahatlerin tümünü af etmiş olur" buyurmuşlardır. Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Ümmetim kıyamet gününde bedenlerindeki abdest asarından(izlerinden) dolayı; yüzü nurlular, elleri, ayakları sekililer (beyaz, nurlu), diye çağırılacaklardır." (Buhari) İbn Hüzeyme (rh.a) şöyle rivayet eder: "Mü’mine abdest suyunun ulaştığı yere kadar cennette takılar takılır." Ebu Hüreyre (r.a.), abdestte ellerini koltuk altına kadar yıkardı. (İmâm Şarani, Büyük Ahidler, s.63-65)
  • ORUCUN KEFARETİ-06 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 06.07.2026 2min
    Ramazan orucunu bozma bahsinde zikri geçen kefâret, art arda iki ay oruç tutmaktır, eğer oruca güç yetirilemeyecek olursa altmış miskini (fakiri) yedirmektir. İki ay oruçta, orucun mutlaka birbiri peşi sıra olması gerekir, dolayısıyla eğer iki ay esnasında bir gün oruç tutulmayacak olursa, ondan önce tutulanlar batıl olmuş olur ve iki ay oruca yeniden başlanılması gerekir. Ancak kadının, hayız sebebiyle oruca ara vermesi bu hükmün dışındadır, dolayısıyla hayız sebebiyle oruç tutamayan kadının, oruca baştan başlaması icap etmez. Fakat hayızdan temizlendikten sonra orucu terk etmemesi gerekir, bu nedenle eğer temizlendikten sonra bir gün orucu terk edecek olursa ondan önce tutmuş olduğu oruçlar batıl olmuş olur ve oruca yeniden başlaması gerekir. Eğer oruç bozma hâdisesi, yeme ve içme ile tekerrür etmişse -meselâ kişi orucunu, yeme veya içme ile bozmuş, sonra da onun kefâretini ödemeden diğer bir Ramazan’ın orucunu, yeme/içme ile bozmuşsa- bir adet kefaret yeterlidir, yani bu durumda kefaret tekerrür etmiş olmaz. Bu hususta, ikinci defa orucu bozma fiilinin, içinde bulunulan Ramazan ayında olmuş olmasıyla diğer bir senenin Ramazan ayında olması arasında fark yoktur. Fakat eğer oruç bozma hâdisesi, cinsî münasebet ile tekerrür etmişse -meselâ kişi, Ramazan’da bir gün cimâ’ etmiş, sonra da onun kefaretini ödemeden başka bir günde cimâ’ etmişse- bakılır, eğer fiil, aynı senenin Ramazan’ında tekerrür etmişse bir adet kefaret yeterlidir, eğer iki farklı Ramazan ayında tekerrür etmişse iki adet kefaret icap eder. (Eşref Ali et-Tehânevî, El Muhtasar fi’l Fıkhi’l Hanefi, s.345-346,350)
  • İMÂM-I ÂZAM (R.A.)’İN ULAŞTIĞI DERECE-05 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 05.07.2026 2min
    İmâm-ı Gazzâlî (rh.a), İmâm-ı Âzam (r.a.)’in ibâdetine düşkün ve zühd sahibi, "Ârif-i billâh muhlisun li-vechi’llâh (Allâh (c.c.)’yü hakkıyla tanımış ve O’na gönülden bağlanmış)" olduğunu, selefin güvenilir âlimlerinden doğru nakillerle kanıtlayarak, sözünün sonunda diğer mezhep imamları gibi İmâm-ı Âzam (r.a.)’in de ulaştığı en yüce dereceyi tam olarak anlatmanın mümkün olmadığını itiraf etmiştir. Mânevî makâmının yüceliği ile tanınan Fudayl b. Iyâz (k.s.) şöyle söylemiştir: "Ebû Hanîfe (r.a.), fıkıh ilminde ün yapmış, verâ ve takvâ sahibi bir kimse idi. Abdullah b. Mübârek (râleyh), yanında Ebû Hanîfe (r.a.)’in ismi geçtiğinde şöyle söylerdi: "Dünya içindekilerle kendisine sunulup da yüz çevirip reddeden o yüce kişiden mi söz ediyorsunuz? Ebû Hanîfe (r.a.) öyle bir kişi idi ki, kendisinden uzun süre rica edilmiş, en sonunda tehdit edilip zorlandığı hâlde zâlimlere karışmamış, hayatında onların hiçbir şeyini kâbul etmemiştir. Yalnız bir kez Halîfe Mansûr’un Hasan b. elKahtabe ile gönderdiği on bin dirhemlik akçeyi her nasılsa kâbul etmek zorunda kalmış; fakat oğlu Hammâd’a, Hasan’a geri vermesini vasiyet etmiştir. İrtihâlinde oğlu Hammâd, adı geçen akçeyi tam olarak Hasan’a geri verince şaşırmış ve "Allâh (c.c.) babana rahmet etsin, muhakkak o dinine çok düşkündü." demiştir." Yani "Allâh (c.c.) rahmetine gark etsin, senin baban dinini bizden tamamıyla korudu, dünya için zerre miskâlini saçmadı." (İbn Hacer el-Heytemî, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe (r.a.) Hayatından Râbbânî Esintiler, s.61-62)
  • TARİHİMİZDE BİR KARA LEKE: TÜRKÇE (!) EZAN -04 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 04.07.2026 2min
    Türkçe ezan ve Türkçe ibadet fikri ilk kez Tanzimat döneminin sonlarında Ali Suavi, daha sonra Ziya Gökalp tarafından gündeme getirilmiş, ancak o zamanlar bu fikir rağbet görmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ise çeşitli çalışmalar ve denemeler olmuş, 1932 yılına gelindiğinde ise Türkçe ezan uygulmasına İstanbul’da Süleymaniye Cami’sinde Saadettin Kaynak’ın okuduğu Türkçe ezanla başlanmıştır. Bu uygulamaya ilk ciddi muhalefet 1 Şubat 1933’te Bursa’da yaşanmış Bursa Ulu Cami’de bir kısım cemaat ezanın Türkçe okunmasını protesto etmiş, ancak protestocuların sesleri şiddetli bir şekilde bastırılmıştır. Çeşitli yerlerde muhalefet edenler de cezalandırılmıştır. Mesela Çorum’da Bayram Namazı’ndan sonra Arapça ezan okuyan bir vatandaş “ağır cezada” yargılanmıştır. Bu tip olaylar üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı bir bildiri yayınlayarak camilerde ezan, hutbe ve salatın Türkçe okunacağını belirtmiştir. Benzer olaylar Kur’an eğitimi konusunda da yaşanmıştır. Bu dönemde harf devrimine muhalefet nedeniyle, sûre okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı’da bir şahıs Kastamonu’da bir kadın, Isparta’da muhtelif şahıslar, Bursa’da bir şahıs, Rize’de, Erzurum’da ve Çorum’da bazı şahıslar hakkında ve daha pek çok yerde pek çok kimse hakkında işlem yapılmıştır. Bu uygulama 1950 yılına kadar sürmüştür 1950 yılına gelindiğinde ezanın orijinal haliyle okunması serbestliğini radyo ve gazeteden öğrenen halk o gün (17 Haziran) öğle namaz vaktini sabırsızlıkla beklemişlerdir. Müezzinler karşılıklı olarak ezana başladıklarında hocalar da halkla beraber duâ ederek hazırlanmış olan kurbanları kesmiştir. Halk ağlayarak birbirini tebrik edip kucaklaşmıştır. (Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya: 13217-3-15; 13219-133) (Derleme)
  • BÜYÜK SAHABÎ MUĞIRE BİN ŞU’BE (R.A.)-03 TEMMUZ 2026-MEVLANA TAKVİMİ 03.07.2026 2min
    Künyesi Ebu Abdullâh’dır. Cüsseli, kalın pazulu, iki omzunun arası açık, kızıl ve kıvırcık saçlıydı. Resûlullâh (s.a.v.) zamanında İslâmiyeti kabul etti. Kabilesini de İslâma davet etti. Hudeybiye umresinden önce Müslüman oldu. Rıdvan Biati'ne katılanlardandı. Peygamber (s.a.v.)’den rivayette bulunmuştur. İbn Sad dedi ki: “Ona (isabetli görüşlerinden dolayı) 'Mugiratu’r-Re’y' derlerdi. Yemame Savaşına, Şam ve Irak fetihlerinde, Yermuk Savaşında ve Kadisiye Harbinde hazır bulundu. Yermük’te gözünden yaralandı. Eş-Şa’bî dedi ki: “Arabın dehâlarından idi”. Kabisa b. Cabir ise: “Mugire ile arkadaşlık ettim. Şayet Medine’nin seksen kapısı olsa ve onlardan ancak hile ile çıkılabilse, muhakkak ki Mugire hepsinden çıkardı.” Taberi dedi ki: “İçine düştüğü her durumdan mutlaka bir çıkış yolu bulurdu. İki seçenek arasında birini seçemeden kalmazdı. Hz. Ebubekir es-Sıddîk (r.a.) onu Nuceyr halkına göndermişti. Sonra Sad (r.a.)’ın elçisi olarak Rüstüm’e gitti.” Ömer (r.a.) onu Basra valisi olarak görevlendirmiştir. Bu dönemde Meysan, Hemedan ve birçok beldeyi fethetmiştir. Begavi dedi ki: “Mugire (r.a.) Basra’da ilk divan kuran kimsedir.” Hz. Osman (r.a.) onu görevinde bıraktı, sonra azletti. Hz. Osman (r.a.) şehit edilince Hakemeyn olayına katılana kadar savaştan uzak durdu. Bundan sonra Kûfe valisi olarak görevlendirildi. Kûfe’de, oranın emiri olduğu dönemde Hicri 50 yılında bir veba salgını yüzünden öldü. Ölümü yaklaştığı bir sırada şöylece duada bulundu: “Ey benim Allâhım, işte sağ elim ki onunla Peygamberin (s.a.v.)’e biat ettim ve yine Peygamberin (s.a.v.)’le senin yolunda mücahede yaptım.” (İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsabe (Seçkin Sahabeler), s.375)

Populär i

Den här podcasten finns även i podcastlistor i dessa länder.