Psikodepresan Podcast
Psikolog Barış Özkoparanoğlu
0
Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu tarafından hazırlanan Psikodepresan Podcast, dinleyicilere iyi hissettirmeyi ve ruh sağlığına destek olmayı amaçlayan kayıtlar sunar. Bölümlerde psikolojik konular ele alınır ve zorlayıcı duygularla baş etmeye yönelik içerikler paylaşılır. Podcast'te yer alan kayıtlar tanı veya tedavi amacı taşımaz; yalnızca bilgilendirme ve destek niteliğindedir. Dinleyicilere rahatlatıcı bir bakış açısı kazandırmayı hedefler.
ตอน
-
Alışveriş Bağımlılığı — Kendini Kötü Hissedince Neden Alışverişe Sarılıyorsun? (3 Uygulanabilir Çözüm) 26.09.2026 12นาทีHepimizin zaman zaman kendini kötü hissettiği anlar oluyor. Peki neden tam da o anlarda telefonu elimize alıp alışveriş uygulamalarına giriyoruz? Neden stresli, yalnız, öfkeli ya da mutsuz olduğumuzda ihtiyacımız olmayan şeyleri sepete eklemeye başlıyoruz? Ve neden satın alma sonrası gelen o kısa rahatlama hissi bizi tekrar tekrar aynı döngüye çekiyor?Bu bölümde alışveriş bağımlılığını, kompulsif satın alma davranışını ve online alışveriş bağımlılığını psikolojik bir çerçeveden ele alıyoruz.Alışveriş bağımlılığı sadece çok para harcamakla ilgili değil. Çoğu zaman alışveriş; kaygı, yalnızlık, can sıkıntısı, öfke ya da yetersizlik duygusuyla baş etmenin bir yolu haline geliyor. Yani aslında satın aldığımız şey ürün değil, çoğu zaman geçici bir duygusal rahatlama oluyor.Peki bu döngü nasıl işliyor?Telefonu açıp alışveriş sitelerinde gezinmek, indirimleri takip etmek, ihtiyaç olmayan ürünleri sepete atmak ve alışveriş sonrası yaşanan o kısa süreli rahatlama… Zamanla bu davranış bir alışkanlığa, hatta bir bağımlılığa dönüşebiliyor.Bu bölümde alışveriş bağımlılığının belirtilerini, gereksiz alışverişin psikolojik nedenlerini, duygusal alışverişi, alışveriş sonrası pişmanlığı ve online alışveriş bağımlılığını konuşuyoruz.Ayrıca "Alışveriş bağımlılığından nasıl kurtulurum?" sorusuna günlük hayatta hemen uygulanabilecek pratik yöntemlerle cevap veriyoruz. Alışveriş isteği geldiği anda o duyguyu fark etmek, gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu sorgulamak, duygularımızı takip etmek ve 24 saat bekleme kuralı gibi tekniklerin bu döngüyü kırmada nasıl yardımcı olabileceğini anlatıyoruz.Eğer sen de "Canım sıkılınca alışveriş yapıyorum", "İhtiyacım olmadığı halde sürekli bir şeyler alıyorum", "Alışveriş sonrası pişman oluyorum" ya da "Kendimi kötü hissettiğimde alışveriş yapmak istiyorum" diyenlerdensen, bu bölüm alışveriş davranışının arkasındaki psikolojik nedenleri anlamana yardımcı olabilir.Psikolojik destek arayanlar için online psikolog ve online terapi seçenekleri hakkında da bilgi alabilirsin. -
Uykuya Dalma Sorunu ve Çözümleri 19.09.2026 9นาทีHerkese merhaba ve "Uyku" podcast'ine hoş geldiniz. Bu bölümde, hepimizin zaman zaman yaşadığı ama pek de dile getirmediği bir soruna odaklanıyoruz: Yatağa girdiğimizde bir türlü uykuya dalamamak.Şöyle bir düşünün... Gün boyu koşturmuşsunuz, bedeniniz yorgun, gözleriniz kapanıyor ama başınızı yastığa koyduğunuz anda sanki bir düğmeye basılmış gibi zihniniz faaliyete geçiyor. Peki neden? Neden bu kadar yorgunken bile uykuya dalmak bu kadar zorlaşıyor? Neden zihnimiz tam da susması gereken anda konuşmaya başlıyor?Aslında sorun sadece bedensel bir tükenmişlik değil. Gün içinde zihnimizi sürekli meşgul eden düşünceler, her an tetikte olma hali ve bilinçaltımızda biriktirdiğimiz bastırılmış duygular... Hepsi bir araya gelerek uykuya geçiş sürecimizi adeta sabote ediyor. Beynimizin uyanıklık modundan uyku moduna geçememesi, derinlerde yatan psikolojik etkenlerle birleşince tablo daha da karmaşıklaşıyor.Gece yatakta zihnimizin bir türlü susmaması kesinlikle tesadüf değil. Gün içinde görmezden geldiğimiz, ertelediğimiz ya da bastırdığımız ne varsa, dış uyaranlar ortadan kalktığında birer birer ortaya çıkıyor. Bir de bunun üzerine ekranlara bakmamız ekleniyor. Mavi ışık, melatonin üretiminin baskılanması ve beraberinde gelen kısır döngü... Her şey birbirini tetikliyor ve uykuya dalmak neredeyse olanaksız hale geliyor.Peki tüm bunların üstesinden nasıl gelinir? Bu sorunun cevabını ararken bilimsel yaklaşımlara, uyku hijyenine, zihinsel egzersizlere ve belki de en önemlisi teslimiyet ve kabullenme kavramlarına bakıyoruz. Bölümün sonunda ise uykuya dalamadığımız anlarda ne yapmamız gerektiğini konuşuyoruz: Zihni serbest bırakmak ve duygularımızın farkına varmak...Eğer siz de geceleri uyanık kalanlardansanız, bu bölüm tam size göre. Kulaklıklarınızı takın ve bize katılın. -
Kaygıyı Besleyen 5 Düşünce Biçimi 12.09.2026 12นาทีHiç uykuya dalmaya çalışırken beyninizin sessizlik yerine bir endişe fabrikasına dönüştüğü oldu mu? "Farz et ki...", "Ne olur eğer...", "Ya her şey kötü giderse?" Bu sonsuz sarmal, çoğu zaman kontrol edemediğimiz bir hale gelir ve hayat kalitemizi derinden etkiler.Bu bölümde, zihnimizin bizi en çok zorlayan o yanıltıcı yollarına, yani kaygıyı tırmandıran 5 zihinsel kısayola odaklanıyoruz. Siyah-beyaz düşünme, her şeyi genelleme eğilimi, karşımızdakinin aklını okumaya çalışmak, olmayan felaketleri yaşamak ve duygularımızı gerçeğin ta kendisi sanmak... Tüm bu tuzakları, hayatın içinden tanıdık örneklerle masaya yatırıyoruz.Aslında bizi endişelendiren çoğu zaman yaşadığımız olayın kendisi değil, o olaya yüklediğimiz anlamdır. Aynı durum karşısında bir kişi sakinliğini korurken, diğerinin neden büyük bir paniğe kapıldığının ardında; otomatikleşen inançlarımız, eski anılarımız ve olayları yorumlama şeklimiz yatıyor olabilir.Peki zihnimiz neden sürekli en kötü ihtimalleri kurar? Bu olumsuz otomatik düşünceler nasıl oluşur? Felaket senaryoları yazmak bizi nasıl etkiler? Neden başkalarının ne düşündüğüne dair varsayımlarda bulunuruz? Ya hep ya hiç kalıbı kaygımızı nasıl körükler? En önemlisi, bu düşünce kalıplarını fark ettiğimizde kaygıyla baş etmek mümkün mü?Tüm bu soruların cevaplarını psikolojik bir perspektiften, anlaşılır bir dille ele alıyoruz.Eğer sürekli gelecek kaygısı taşıyor, zihninizdeki olumsuz sesleri susturmakta zorlanıyor veya insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerine takılıp kalıyorsanız, bu yayının size iyi geleceğine inanıyorum.Unutmayalım ki, aklımızdan geçen her fikir mutlak bir gerçeklik taşımaz. Bir düşüncenin zihnimizde belirmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Düşüncelerimizi fark etmeyi ve onlara biraz mesafeden bakmayı öğrendikçe, içimizdeki kaygı dalgalarını daha sakin karşılamak da kolaylaşacaktır. -
Paramı Neden Tutamıyorum? | Para Biriktirememenin 7 Psikolojik Sebebi 05.09.2026 13นาทีMerhaba, hoş geldiniz. Bugün çoğumuzun sessizce yaşadığı ama konuşmaya pek cesaret edemediği bir konu var masamızda: Param nereye gidiyor?Maaş hesabımıza yattı, tamam. Güzel. Ama sanki daha dün mü yatmıştı? Bugün baktığımda bakiye beni şaşırtıyor. Peki ne oldu da bu kadar çabuk tükendi?Eğer bu cümleler size tanıdık geliyorsa, belki de mesele sadece “az kazanmak” değil. Belki de asıl sorun, parayla kurduğumuz ilişkinin kendisinde saklı.Bugün, para biriktiremeyenlerin sıkça yaşadığı o tanıdık döngüyü konuşacağız. Ama rakamlardan, bütçe tablolarından değil; psikolojiden, alışkanlıklardan ve çoğu zaman farkında olmadığımız davranış kalıplarından bahsedeceğiz.Hazırsanız, başlayalım.Diyelim ki maaşınıza zam geldi. Sevindiniz, rahatladınız. Ama birkaç ay sonra fark ettiniz ki, hâlâ aynı yerdeyim. Hatta bazen daha çok kazanmak, daha çok harcamayı da beraberinde getirdi.Peki neden?Çünkü para dediğimiz şey, zihnimizle, duygularımızla, çocukluğumuzdan taşıdığımız inançlarla ve çevremizle iç içe. Onu sadece matematiksel bir denklem gibi görmek, resmin sadece yarısını anlamak demek.Bugün, bu resmin tamamına bakacağız. Ve en sık duyduğumuz 7 psikolojik nedeni tek tek ele alacağız.Hadi gelin, bu 7 maddeye yakından bakalım. Belki içinizden “Aaa bu benim!” diyeceğiniz birkaç tanesi çıkacak.1. Duygusal boşluğu alışverişle doldurmakStres, üzüntü, yalnızlık ya da kaygı... Bu hisler bastırdığında, çoğumuz bir şeyler satın alarak rahatlamaya çalışırız. Bir kıyafet, bir kahve, bir online sepetteki küçük ürünler... Anlık bir ferahlama hissi verir. Ama bu his kısa sürelidir. Ve sonrasında gelen pişmanlık, o boşluğu daha da derinleştirir.2. “Bugünü yaşa” psikolojisi ve anlık haz“Hayat kısa, şimdi mutlu olmalıyım.” Bu düşünce çok masum görünür, değil mi? Ama sürekli hale geldiğinde, yarını düşünmeyi bırakırız. Oysa denge önemli. Bugünü yaşarken yarını da ihmal etmemek, asıl beceri.3. “Cebimdeki para harcanacak para” düşüncesiBazılarımızda şöyle bir inanç vardır: Hesapta duran para, adeta harcanmayı bekleyen bir misafirdir. Onu tutmak, neredeyse suçluluk hissettirir. Oysa para, bir araçtır; ama her araç gibi, onu nereye sürdüğümüz bizim elimizde.4. Sosyal çevre ve sosyal medyanın etkisiİnsan sosyal bir varlık. Arkadaşlarımızın, akrabalarımızın, takip ettiğimiz isimlerin harcama alışkanlıkları bize farkında olmadan yol gösteriyor. “Onda var, bende neden olmasın?” düşüncesi, bütçemizi zorlayan kararlar almamıza sebep olabiliyor.5. Gelecek kaygısı ve “nasıl olsa” düşüncesiBazen “Nasıl olsa bir şekilde hallolur” deriz. Bu, aslında geleceğe dair duyduğumuz belirsizliğe karşı bir savunma mekanizmasıdır. Ama bu düşünce, bugün aldığımız kararların sorumluluğunu ertelememize yol açar.6. Çocuklukta öğrendiğimiz para hikâyeleriBüyürken ailemizde para nasıl konuşulurdu? Para kıymetli miydi, yoksa hep kriz mi vardı? “Paramız yok” mu denirdi, yoksa “Parayı hak etmek gerekir” mi? İşte bu cümleler, bugün cüzdanımıza nasıl baktığımızı belirler. Fark etmeden, çocukluğumuzun o sesiyle harcar ya da biriktiririz.7. Otomatikleşmiş harcama alışkanlıklarıAbonelikler, otomatik ödemeler, alışveriş sitelerinde kayıtlı kart bilgileri... Bunlar o kadar rutin haline gelir ki, para çıkışlarını fark etmeyiz bile. Küçük görünen bu harcamalar, ay sonunda büyük bir yekûna dönüşür.Peki, bu 7 nedeni fark ettikten sonra ne yapabiliriz?Öncelikle şunu bilmekte fayda var: Para biriktirmek, yalnızca irade meselesi değildir. Bazen eksik olan, kendimizi koruyacak bir sistem kurmaktır. -
Narsist Bir İlişki Sonrası Nasıl Yeniden Kendimizi Toparlarız? 29.08.2026 12นาทีMerhaba, değerli dinleyiciler. Ben Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu. Bugün sizlerle oldukça hassas ama bir o kadar da sık karşılaştığım bir konuyu ele alacağız: Narsist bir ilişkinin ardından yeniden ayağa kalkmak, kaybedilen benliği bulmak ve hayata sağlıklı bir şekilde devam edebilmek.Narsist bir partnerle yaşanan ilişki sona erdiğinde, geride sadece bir ayrılık acısı değil; derin bir boşluk, sarsılmış bir özgüven ve zihnin içinde dönüp duran o yıpratıcı soru kalır: “Acaba tüm bunlar benim yüzümden miydi?” Eğer siz de bu soruyu kendinize sık sık soruyorsanız, yalnız değilsiniz. Bu, narsist ilişkilerin ardından en sık karşılaştığımız psikolojik yansımalardan biri.Bu ilişkilerde sıkça rastlanan duygusal manipülasyon, gerçekliğin çarpıtılması, sürekli eleştiri, kıyaslanma hatta zaman zaman aşırı övgüyle başlayan sevgi bombardımanı gibi dinamikler, kişinin ruh sağlığını derinden etkiler. Peki ama tüm bu yaşananlara rağmen neden hâlâ o kişiyi özleriz? Neden sağlıklı, sessiz ve dengeli bir ilişki bize bazen yavan ya da anlamsız gelir?İşte bu noktada karşımıza travma bağı kavramı çıkıyor. Travma bağı, yoğun iniş çıkışların, kırılma ve onarılma döngüsünün yarattığı güçlü bir duygusal bağlanmadır. Bu bağ, kişiden fiziksel olarak uzaklaşmayı değil, zihinsel ve duygusal olarak kopmayı zorlaştırır. O yüzden kendinizi bu süreçte zorlanırken bulmanız çok doğal.Bugünkü yayınımızda, bu zorlu süreci atlatabilmeniz için üzerinde durduğum 7 önemli adımı sizinle paylaşmak istiyorum:Birincisi: Yaşadıklarınıza doğru ismi koymak. Bunun adı manipülasyondur, gaslightingtir, değersizleştirmedir. Adını koymadığınız hiçbir deneyimi dönüştüremezsiniz.İkincisi: Kendi duygularınıza ve gerçekliğinize yeniden güvenmeyi öğrenmek. Narsist ilişkide en çok zedelenen şey, kişinin kendi algısına olan inancıdır. O inancı adım adım geri kazanmak gerekir.Üçüncüsü: Bedeninizi ve sinir sisteminizi sakinleştirmek. Travma sadece zihinde değil, bedende de saklanır. Nefes çalışmaları, hafif egzersizler ve farkındalık pratikleri bu konuda çok destekleyici olacaktır.Dördüncüsü: Kendi kimliğinizi ve benliğinizi yeniden inşa etmek. Belki uzun süre kendi isteklerinizi, ihtiyaçlarınızı, hatta zevklerinizi bile unuttunuz. Şimdi sıra kendinizi yeniden tanımakta.Beşincisi: Sınır çizmeyi yeniden öğrenmek. Hayır demek, bir ilişkide kendinizi korumanın en temel ve en sağlıklı yoludur.Altıncısı: Eski ilişkiye dair nostaljiyle baş edebilmek. Zihin, acı veren anıları bile zamanla tatlı bir özleme çevirebilir. Bunun farkında olmak ve gerçekçi bakmak iyileşmenin kapılarını aralar.Yedincisi ve belki de en önemlisi: Kendinize şefkat göstermeyi öğrenmek. Bu süreçte kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Eleştiren değil, anlayan bir iç sesle ilerleyin.Eğer siz de “Neden hala onu düşünüyorum?”, “Neden unutmak bu kadar zor?”, “Neden eskisi gibi hissetmiyorum?” diye soruyorsanız, bilin ki bu sorular iyileşme yolculuğunun doğal parçalarıdır. Ne hissettiğinizi anlamlandırmak, iyileşmenin en önemli basamağıdır.Unutmayın: bir ilişkinin sona ermesi, sizin hikâyenizin bittiği anlamına gelmez. Gerçek iyileşme, karşımızdakini unutmak değil; onun gölgesinden çıkıp kendi ışığımızı yeniden keşfetmektir.Narsisizm, toksik ilişkiler, duygusal manipülasyon, travma bağı, öz değer ve sağlıklı sınırlar gibi konularda daha fazla içerik için bana buradan ulaşabilir, kanalımı takip edebilirsiniz.Kendinize çok iyi bakın. Bir sonraki yayında görüşmek üzere. -
İlişkilerde Ghosting: Neden Olur ve Ghosting Sonrası Ne Yapmalı? 22.08.2026 12นาทีGhosting nedir ve bir insan neden hiçbir açıklama yapmadan hayatımızdan çekilir? Bir gün düzenli olarak iletişim kurduğumuz, mesajlaştığımız veya görüştüğümüz birinin bir anda ortadan kaybolması, mesajlarımızı yanıtsız bırakması ve aramalarımıza dönmemesi neden bu kadar kafa karıştırıcı olabilir? Bu bölümde ghosting davranışını yalnızca romantik ilişkiler üzerinden değil; arkadaşlıklar, aile ilişkileri, iş hayatı ve günlük yaşamda karşılaştığımız iletişim kopuklukları üzerinden psikolojik açıdan ele alıyorum.Ghosting, kişinin herhangi bir açıklama yapmadan iletişimi sonlandırması ve karşısındaki kişiyi ne olduğunu anlamaya çalıştığı bir belirsizliğin içinde bırakmasıdır. Peki insanlar neden böyle bir yolu seçer? Ghosting yapan kişinin duygusal dünyasında neler yaşanıyor olabilir? Bir ilişkiyi açıkça sonlandırmak, sınır koymak ya da zor bir konuşmayı gerçekleştirmek yerine neden sessizce uzaklaşmayı tercih ederiz? Kaçınma eğilimi, çatışmadan uzak durma, duygusal sorumluluk alma becerisi ve kişinin ilişkilerle kurduğu bağ, ghosting davranışını anlamamız açısından bize önemli ipuçları verebilir.Ancak ghosting'in yalnızca yapan kişi açısından değil, maruz kalan kişi açısından da önemli bir psikolojik etkisi vardır. Çünkü karşımızdaki insan herhangi bir açıklama yapmadan ortadan kaybolduğunda zihnimiz boşlukları kendisi doldurmaya başlar. “Nerede yanlış yaptım?”, “Benden neden uzaklaştı?”, “Yeterince değerli değil miydim?” gibi sorular zihnimizde dönüp durabilir. Özellikle herhangi bir kapanış yaşanmadığında, kişinin kendi davranışlarını tekrar tekrar analiz etmesi ve yaşanan sessizliği kendi değeriyle ilişkilendirmesi oldukça kolaylaşır.Oysa bir insanın sizinle iletişimi kesme biçimi, sizin kim olduğunuzu ya da ne kadar değerli olduğunuzu tek başına göstermez. Karşınızdaki kişinin iletişim kurma becerisi, çatışmayla baş etme şekli veya sorumluluk almaktan kaçınması ile sizin öz değeriniz birbirinden farklı şeylerdir. Fakat ghosting yaşadığımızda bu ayrımı yapmak her zaman kolay olmayabilir.Üstelik ghosting yalnızca sevgililer veya flörtler arasında ortaya çıkan bir durum değildir. Uzun süredir görüştüğünüz bir arkadaşınızın hiçbir açıklama yapmadan uzaklaşması, bir iş görüşmesinin ardından haftalarca geri dönüş alamamanız, plan yaptığınız bir kişinin son anda ortadan kaybolması ya da yakın olduğunuz birinin mesajlarınıza sürekli olarak yanıt vermemesi de benzer bir iletişim kopukluğu deneyimi yaratabilir.Peki böyle bir durumla karşılaştığımızda ne yapmalıyız?Öncelikle kendimizi otomatik olarak suçlamaktan vazgeçmemiz gerekir. Birinin sessizliği karşısında hemen “Sorun bende” sonucuna ulaşmak yerine, yaşanan durumu daha geniş bir çerçeveden değerlendirmek önemlidir. Karşımızdaki kişinin davranışını kendi kişisel değerimizin kanıtı haline getirmemeliyiz.Ghosting sonrasında asıl önemli olan, sürekli olarak “Neden yaptı?” sorusunun peşinden gitmekten ziyade, “Ben bu deneyimden ne öğrenebilirim?” sorusuna bakabilmektir. İlişkilerde hangi davranışları normalleştiriyoruz? Belirsizliğe ne kadar tahammül ediyoruz? Karşımızdaki kişinin ilgisini kazanmak için kendi sınırlarımızdan ne kadar ödün veriyoruz? Ve benzer ilişki döngülerini tekrar etmemek için bundan sonra nelere dikkat edebiliriz?Bir başka önemli konu da şu: Hepimiz zaman zaman küçük çaplı ghosting davranışları gösterebiliriz. Bir mesajı cevaplamayı sürekli ertelemek, yapmak istemediğimiz bir konuşmadan kaçmak, birine açıkça “Hayır” demek yerine iletişimi azaltmak veya rahatsız olduğumuz bir durumla yüzleşmemek kısa vadede bizi rahatlatabilir. Fakat kaçındığımız her zor konuşma, ilişkilerimizde karşı tarafın cevaplanmamış sorularla kalmasına neden olabilir.“Beni neden görmezden geliyor?”, “Neden bir anda uzaklaştı?”, “Ghosting yapan biri neden bunu yapar?” gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız, bu bölümde ghosting'in psikolojik tarafını birlikte inceleyeceğiz. -
Uçak Korkusu Nasıl Yenilir? Uçuş Kaygısı Neden Olur ve Nasıl Geçer? 15.08.2026 10นาทีUçağa binmek sizin için bir yolculuktan çok ciddi bir kaygı sebebi mi? Daha uçağa binmeden kalbiniz hızlanıyor, içiniz daralıyor ve aklınıza sürekli “Ya uçak düşerse?”, “Ya havada bir şey olursa?” gibi düşünceler mi geliyor?Bu bölümde uçak korkusunu ve uçuş kaygısını psikolojik açıdan konuşuyoruz.Uçak korkusu, yani uçuş fobisi, yalnızca uçağın düşmesinden korkmakla ilgili değildir. Bazen asıl mesele kontrolün sizde olmaması, belirsizlikle baş etmekte zorlanmak veya bedeninizde ortaya çıkan kaygı belirtilerini tehlike olarak yorumlamaktır.Peki uçak korkusu neden ortaya çıkar? Uçuş sırasında yaşanan kalp çarpıntısı, nefes darlığı, terleme ve yoğun endişe neden olur? Türbülans yaşandığında beynimiz neden hemen en kötü senaryoyu düşünür? Ve en önemlisi, uçak korkusu nasıl geçer?Bu podcast bölümünde uçuş öncesi kaygıyı, uçakta ortaya çıkan korku ve panik belirtilerini ve bu korkuyla başa çıkmanın psikolojik yollarını ele alıyorum.Eğer siz de uçak korkusunu yenmek, uçuş sırasında yaşadığınız kaygıyı azaltmak veya uçağa binerken kendinizi daha güvende hissetmek istiyorsanız, bu bölüm size farklı bir bakış açısı sunabilir.Çünkü bazen sorun korkunun kendisi değil, korku geldiğinde ona nasıl anlam verdiğimizdir.Bu bölümde konuştuğumuz başlıklar:• Uçak korkusu neden olur?• Uçuş korkusu ve anksiyete arasındaki ilişki• Uçakta panik ve yoğun kaygı neden yaşanır?• “Ya uçak düşerse?” düşüncesiyle nasıl baş edilir?• Türbülans korkusu neden oluşur?• Uçuş öncesi kaygı nasıl azaltılır?• Uçak korkusunu yenmek mümkün mü?• Uçuş sırasında kaygıyla başa çıkma yöntemleriBen Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu. Bu podcastte psikoloji, kaygı, ilişkiler ve günlük yaşamda karşılaştığımız psikolojik sorunları konuşuyoruz.#uçakkorkusu #uçuşkorkusu #uçuşkaygısı #anksiyete #panikatak #uçakkorkusunasılgeçer #psikolog #kaygı #psikoloji -
Tükenmişlik Sendromu (Burnout) Nedir? Kendini Yeniden Toplamanın 5 Etkili Adımı 08.08.2026 12นาทีSon zamanlarda kendinizi sürekli yorgun hissediyor, sabah uyandığınızda bile dinlenmemiş gibi mi oluyorsunuz? Eskiden sizi mutlu eden şeyler artık heyecan vermiyor, en basit işler bile gözünüzde büyüyor olabilir. Eğer bunlar size tanıdık geliyorsa, yaşadığınız şey yalnızca geçici bir yorgunluk olmayabilir; tükenmişlik sendromuyla karşı karşıya olabilirsiniz.Bu podcast bölümünde tükenmişlik sendromunun ne olduğunu, sıradan stresten hangi yönleriyle ayrıldığını ve neden günümüzde giderek daha fazla insanın bu duyguyu yaşadığını birlikte konuşuyoruz. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmanın, kendimize yüksek beklentiler koymanın ve dinlenmeyi ertelemenin bizi nasıl zihinsel ve duygusal olarak tükettiğini ele alıyoruz.Ayrıca tükenmişlik döngüsünden çıkabilmek için uygulanabilecek bilimsel temelli ve günlük hayata uyarlanabilir önerileri de paylaşıyorum. Sağlıklı sınırlar koymanın, mükemmeliyetçilikten uzaklaşmanın, dinlenmeye izin vermenin ve duygularımızı yeniden fark etmenin iyileşme sürecindeki önemini birlikte değerlendiriyoruz.Eğer uzun zamandır kendinizi bitkin, motivasyonsuz veya duygusal olarak tükenmiş hissediyorsanız, bu bölüm yaşadığınız süreci anlamlandırmanıza ve yeniden güç toplamanıza yardımcı olabilir.Keyifli dinlemeler. -
Başkalarının Eleştirileri Seni Neden Bu Kadar Etkiliyor? | Eleştirilmekle Başa Çıkmanın 3 Psikolojik Yolu 01.08.2026 11นาทีSürekli eleştirilmek, zamanla insanın kendine olan güvenini zedeleyebilir. Aile içinde, iş hayatında, arkadaş çevresinde ya da sosyal medyada... Ne yaparsan yap birilerinin mutlaka söyleyecek bir sözü oluyor. Peki, neden bazı eleştiriler günlerce aklımızdan çıkmıyor? İnsan, başkalarının yorumlarından nasıl daha az etkilenebilir?Bu podcast bölümünde, eleştiri karşısında psikolojik dayanıklılığı artırmaya yardımcı olabilecek üç temel yaklaşımı ele alıyorum.İlk olarak, her eleştirinin gerçekten seninle ilgili olmadığını konuşuyoruz. Çoğu zaman insanların söyledikleri, onların kendi yaşantılarını, beklentilerini ve iç dünyalarını yansıtır. Bunu fark etmek, eleştirileri kişiselleştirme alışkanlığını azaltabilir.İkinci bölümde, öz değerimizi sosyal medya beğenileri, takipçi sayıları veya başkalarının onayı üzerinden değerlendirme eğilimini inceliyoruz. Sürekli dışarıdan onay aramak, özgüveni güçlendirmek yerine kırılgan hâle getirebilir. Bunun yerine, kendi gelişimini fark etmene yardımcı olacak küçük ama etkili alışkanlıklardan bahsediyorum.Son olarak ise özgüvenin doğuştan gelen bir özellik değil, geliştirilebilen psikolojik bir beceri olduğunu konuşuyoruz. Günlük yaşamda sınır koymak, kendi kararlarının arkasında durmak ve küçük hedefleri tamamlamak, zamanla daha güçlü bir benlik algısı oluşturabilir.Eğer sen de sürekli eleştirilmekten yorulduysan, insanlara "hayır" demekte zorlanıyorsan veya başkalarının düşüncelerinden fazlasıyla etkileniyorsan, bu bölüm sana farklı bir bakış açısı kazandırabilir.Keyifli dinlemeler. -
Mutluluğunu Sabote Eden 7 Psikolojik Alışkanlık 25.07.2026 12นาทีBu bölümde Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu, mutluluğumuzu farkında olmadan sabote eden 7 temel alışkanlığı ele alıyor. Çoğu insan mutluluğu dış koşullarda arıyor; daha başarılı olduğunda, daha fazla para kazandığında ya da hayatındaki tüm sorunlar çözüldüğünde mutlu olacağını düşünüyor. Ancak gerçek mutluluğun önündeki en büyük engellerin çoğu, zihnimizde geliştirdiğimiz alışkanlıklardan kaynaklanıyor.Bu podcastte; mükemmeliyetçilik, geçmişe takılı kalmak, kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamak, gelecek kaygısıyla yaşamak, her şeyi kontrol etmeye çalışmak, kendimize karşı acımasız davranmak ve zamanla kendimizle olan bağımızı kaybetmek gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen psikolojik süreçler detaylı bir şekilde ele alınıyor.Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu, bu alışkanlıkların neden ortaya çıktığını, zihnimizi nasıl etkilediğini ve bunların yerine geliştirebileceğimiz daha sağlıklı düşünme biçimlerini bilimsel bilgiler ve günlük yaşamdan örneklerle açıklıyor.Eğer siz de zaman zaman "Neden mutlu olamıyorum?", "Mutlu olmanın yolları nelerdir?", "Hayattan neden keyif alamıyorum?" ya da "Sürekli mutsuz hissediyorum." gibi soruların cevabını arıyorsanız, bu bölüm size farklı bir bakış açısı kazandırabilir ve mutluluğun önündeki görünmez engelleri fark etmenize yardımcı olabilir. -
Yapay Zeka Gerçekten Arkadaş Olabilir mi?" | 7 Maddede Psikolojik Yansımaları 18.07.2026 12นาทีMerhaba, bu bölümde hepimizin giderek daha fazla vakit geçirdiği, hatta bazen en yakınımızdaki insanlardan bile daha samimi bulduğumuz bir konuğumuz var: Yapay zeka. Evet, çoğumuzun cebinde taşıdığı bu dijital varlık, artık sadece bir asistan değil; bir arkadaş, bir danışman, hatta bazen bir sırdaş olarak hayatımıza giriyor. Peki bu durum ruh halimizi, kararlarımızı ve ilişkilerimizi nasıl etkiliyor? Gerçekten bizi anlayabilir mi, yoksa aslında kendimizi mi kandırıyoruz?Bu podcast’te, yapay zekâyla kurduğumuz bu yakın ilişkinin görünmeyen yüzüne iniyoruz. İşte masaya yatıracağımız 7 başlık:Karar alma reflekslerimiz nasıl köreliyor?Neden herkes aynı cümleleri kurmaya başlıyor? (Düşünce çeşitliliğimizi kaybediyor muyuz?)Yapay zeka gerçekten empati kurabilir mi, yoksa bu bir illüzyon mu?Unutmayın: O sizin arkadaşınız değil. Peki ya gerçek arkadaşlıkla arasındaki uçurum ne?Duygularımızı ifade etme biçimimiz nasıl değişiyor?Mükemmeliyetçilik tuzağı ve yanılma korkusuyla baş etme biçimimizYalnızlığımızı hafifletiyor mu, yoksa daha da derinleştiriyor mu?Teknolojinin hayatımızı kolaylaştıran harika bir araç olduğuna kesinlikle katılıyorum. Ama bu kadar yakınlaşmanın bedelini de konuşmalıyız. İnsan olmanın en değerli yanı; hata yapmak, yanılmak ve yanlışlardan ders çıkararak büyümek. Hiçbir algoritma bize bu deneyimi yaşatamaz. O yüzden bu bölümde, yapay zekayla aramıza koymamız gereken bilinçli mesafeyi birlikte sorguluyoruz.Dinlerken kendinizden bir şeyler bulacağınızı umuyorum. Hazırsanız başlıyoruz. -
Kaygıyı Neden Bu Kadar Gerçek Yaşıyoruz? 11.07.2026 9นาที"Abartılacak bir şey yok" ya da "Sakin ol, derin nefes al geçer..." Kaygı dalgası dalga dalga üzerinize gelirken, çevrenizden bu cümleleri duymaktan siz de yorulmadınız mı? Dışarıdan bakan birinin hiçbir risk görmediği o anlarda; göğsünüzün sıkışması, kalbinizin hızla çarpması, avuçlarınızın terlemesi ve içinizi kaplayan o amansız huzursuzluk hissi aslında tamamen gerçektir.Peki ama neden? Görünürde hiçbir somut tehdit yokken, zihnimiz bize bu tehlike senaryolarını nasıl bu kadar kusursuz ve ikna edici bir şekilde yaşatabiliyor?Bu bölümde, seans odasında danışanlarımdan en çok duyduğum sorulardan yola çıkarak anksiyetenin perde arkasını aralıyoruz. Belirsizlik hissinin, her şeyi kontrol etme arzusunun ve geçmişte yaşadığımız kırılganlıkların kaygıyı nasıl adım adım büyüttüğünü masaya yatırıyoruz. En önemlisi de; kaygıyla inatlaşmanın neden işe yaramadığını ve içimizdeki o hiç susmayan "alarm sistemini" zorla susturmaya çalışmak yerine, onunla nasıl barışçıl bir bağ kurabileceğimizi pratik yöntemlerle konuşuyoruz.Eğer siz de zihninizin içinde bir savaş veriyor ve sesinizi kimseye duyuramadığınızı düşünüyorsanız; bu kulaklık, kendinize şefkat göstermeniz ve hislerinizi kucaklamanız için küçük bir alan açabilir.Keyifli dinlemeler! -
Neden Sürekli Rezil Olacağımı Düşünüyorum? Bu 4 Yöntemi Dene! 04.07.2026 8นาทีHiç kendinizi, söylediğiniz tek bir cümleyi saatlerce kafanızda tekrar tekrar düşünürken yakaladınız mı? Bir ortamda yanlış bir kelime kullandığınızı, komik olmayan bir şaka yaptığınızı ya da küçük bir hata yaptığınızı düşünüp "Herkes kesin beni garipsedi." dediğiniz oldu mu?İlginç olan şu ki, çoğu zaman çevremizdeki insanlar bu anları ya hiç fark etmez ya da birkaç dakika içinde unutur. Ama biz aynı olayı zihnimizde defalarca canlandırır, kendimizi acımasızca eleştiririz. İşte buna çoğu zaman rezil olma korkusu ya da sosyal değerlendirilme kaygısı eşlik eder.Peki neden böyle hissediyoruz? Neden küçücük bir hata bile sanki bütün insanların bizi yargıladığı bir olaya dönüşüyor?Bunun önemli nedenlerinden biri, beynimizin kabul görme ve ait olma ihtiyacına çok büyük önem vermesidir. Geçmişte bir gruptan dışlanmak hayatta kalmayı zorlaştıran bir durumdu. Bu nedenle zihnimiz, bugün bile sosyal reddedilme ihtimalini olduğundan çok daha büyük algılayabiliyor. Özellikle çocuklukta sık eleştirilen, utandırılan ya da hata yaptığında sert tepki gören kişilerde bu kaygı yetişkinlikte de devam edebiliyor.Bu bölümde, rezil olma korkusunu besleyen düşünce kalıplarını birlikte inceleyeceğiz. Ayrıca bu kaygının günlük hayatınızı yönetmesini engellemek için uygulayabileceğiniz, psikoloji temelli dört etkili pratiki adım adım konuşacağız.Eğer siz de sürekli "İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor?", "Ya hata yaparsam?" veya "Ya kendimi küçük düşürürsem?" gibi düşüncelerle mücadele ediyorsanız, bu bölüm tam size göre. -
Zor İnsanlarla Nasıl Başa Çıkarız? 27.06.2026 10นาทีMerhaba, bu bölümde günlük hayatımızın kaçınılmaz gerçeklerinden birine odaklanıyoruz: zor insanlar. Hepimizin çevresinde enerjimizi tüketen, konuşmaya çalıştıkça daha da gerilen ilişkiler vardır. Peki bu insanlar neden bu kadar yorucudur ve onlarla iletişim kurmak neden bu kadar zordur? Bugün bu soruların cevaplarını psikolojik bir perspektiften ele alıyoruz.Öncelikle temel bir tanımla başlayalım. Zor insan kime denir? Aslında bu tanım oldukça nettir. Düşünce ve davranış kalıpları nedeniyle karşısındaki kişiyle sağlıklı bir iletişim kurmayı zorlaştıran, işbirliğine kapalı ve sıklıkla çatışma üreten kişilere zor insan diyoruz. Bu kişiler genellikle kendi doğruları dışında hiçbir fikre tahammül edemezler. Sabit fikirlidirler, eleştiriye kapalıdırlar ve en önemlisi empati kurmakta ciddi zorluk çekerler.Peki zor insan tipleri nelerdir? Bu soruyu cevaplarken aslında karşımıza birkaç farklı profil çıkıyor. Agresif ve saldırgan tavırlarla her ortamda baskın gelmeye çalışanlar, pasif-agresif yöntemlerle dolaylı yoldan zarar verenler, sürekli şikayet eden ve hiçbir şeyden memnun olmayanlar ve her konuda inatla kendi fikrinde ısrar edenler. Bütün bu tiplerin ortak noktası ise karşılarındaki insanı yıpratmaları ve ilişkiyi çekilmez hale getirmeleridir.Şimdi biraz da zor kişilik özellikleri nelerdir konusuna bakalım. Bu kişiler genellikle dinleme becerisinden yoksundurlar. Sürekli kendileri konuşmak isterler ve başkalarının söylediklerini gerçekten duymazlar. Ruh halleri anlık olarak değişebilir, beklentileri sürekli farklılık gösterir ve bu da çevresindekiler için büyük bir belirsizlik yaratır. Ayrıca her duruma itiraz etme eğilimindedirler ve uyumsuzluk çıkarmak neredeyse bir alışkanlık haline gelmiştir.Bu noktada hepimizin aklına gelen en önemli soru şudur: Zor bir insanla nasıl başa çıkılır? Bu sorunun tek bir cevabı yok ama bazı temel prensipler var. Öncelikle kişisel sınırlarımızı net bir şekilde belirlememiz ve bu sınırları kararlılıkla korumamız gerekiyor. Zor insanlar genellikle sınırları test ederler, siz taviz verdikçe daha da ileri giderler. Bu yüzden hayır demeyi öğrenmek ve bunu hissettirmeden uygulamak çok önemli. Ayrıca duygusal olarak mesafe koyabilmek, onların enerjisinden etkilenmemek için psikolojik bir kalkan oluşturmak gerekiyor.Zorbalık belirtileri nelerdir sorusu da özellikle iş hayatında ve sosyal ilişkilerde karşımıza çıkar. Sürekli küçümsenme, dışlanma, hedef gösterilme gibi durumlar zorbalığın açık işaretleridir. Zorbalığa uğradığınızı nasıl anlarsınız? En temel gösterge, bir kişiyle her etkileşiminizden sonra kendinizi kötü, yetersiz veya tükenmiş hissetmenizdir. Bu duyguyu sık sık yaşıyorsanız, bir sınır çizme zamanınız gelmiştir.Bu bölümde en çok merak edilen sorulardan biri olan zoru seven insana ne denir sorusuna da değinelim. Psikolojik olarak bu durum bazen risk alma dürtüsüyle, bazen de kontrol kaybı yaşama korkusuyla ilişkilendirilir. Ancak her zorluğu seven kişi aynı zamanda zor insan değildir, bu ayrımı yapmak gerekir.Son olarak en tehlikeli kişilik bozukluğu nedir sorusu var. Bu soru klinik psikolojinin en tartışmalı konularından biridir. Ancak şunu belirtelim ki, her zor kişilik bir bozukluk değildir ve her bozukluk da tehlikeli değildir. Önemli olan bu davranış kalıplarını tanıyabilmek ve kendimizi koruyacak stratejiler geliştirebilmektir.Bu bölüm boyunca anlatılanların özeti şudur: Zor insanlar hayatımızın her alanında olacaktır. Onları değiştiremeyiz ama onlara karşı tutumumuzu ve sınırlarımızı değiştirebiliriz. Ayrıca unutmamak gerekir ki bazen en zor insan, kendi içimizdeki o amansız eleştirmendir. Kendimize karşı nazik olmayı, hatalarımıza rağmen kendimizi kabul etmeyi öğrendiğimizde, dışarıdaki zor insanlarla başa çıkmak da çok daha kolay hale gelir.Bir sonraki bölümde hangi konuyu ele almamızı istediğinizi bize iletirseniz, ona göre hazırlık yaparız. Dinlediğiniz için teşekkürler. Sağlıklı ve sınırları net ilişkiler kurmak dileğiyle. -
Özgüven Bir His Değil, Bir Alışkanlıktır | Kendine Güveni Güçlendiren 5 Psikolojik Adım 20.06.2026 12นาทีBugünkü bölümde öz güven hakkında konuşmak istiyorum.Çünkü özgüven, danışanlarımdan en sık duyduğum konulardan biri. Birçok insan bana şu cümleleri kuruyor:"Kendime daha çok güvenmek istiyorum.""Başkalarının yanında rahat olamıyorum.""Bir şeylere başlamak istiyorum ama cesaret edemiyorum."Ve dikkatimi çeken ortak bir nokta var. İnsanların büyük kısmı özgüveni bir duygu gibi düşünüyor. Sanki bir gün uyanacağız ve kendimizi çok güçlü, çok cesur ve çok özgüvenli hissedeceğiz.Oysa psikolojide işler genellikle böyle çalışmıyor.Özgüven çoğu zaman bir sonuçtur. Yani önce özgüvenli hissettiğimiz için harekete geçmeyiz. Önce harekete geçeriz, sonra özgüven oluşur.Bu nedenle bugün sizlerle kendine güveni güçlendiren ve zaman içinde özsaygıyı artıran beş alışkanlıktan bahsetmek istiyorum.İlk alışkanlık, kendi başarılarını fark etmek ve kutlamak.Günlük hayatın temposu içinde çoğumuz yaptıklarımızı normal kabul ediyoruz. Bir işi tamamlıyoruz, sonra hemen diğerine geçiyoruz.Sabah erken kalktın mı?Planladığın işi bitirdin mi?Zor bir konuşmayı gerçekleştirdin mi?Bir süredir ertelediğin bir görevi tamamladın mı?Bunların hepsi başarıdır.Ancak zihnimiz genellikle eksik olana odaklanır. Yapamadıklarımızı büyütürken yaptıklarımızı küçültürüz.Bu nedenle gün sonunda birkaç dakika ayırıp kendinize şu soruyu sormanızı öneririm:"Bugün neyi başardım?"Bu sorunun cevabı bazen çok büyük şeyler olmayabilir. Ama önemli olan büyüklüğü değil, fark etmektir.İkinci alışkanlık biraz şaşırtıcı gelebilir.Başarısızlıkları da kutlamak.Çünkü başarısızlık aslında denemenin kanıtıdır.Birçok insan özgüven eksikliği yaşadığını düşünürken aslında başarısız olmaktan korktuğu için harekete geçmiyordur.Oysa denemediğimiz her şey bizi aynı yerde tutar.Bir iş görüşmesine girdiniz ve sonuç olumsuz oldu.Yeni bir proje denediniz ve istediğiniz gibi gitmedi.Bir girişimde bulundunuz ve beklediğiniz sonucu alamadınız.Bunların hiçbiri sizin yetersiz olduğunuzu göstermez.Tam tersine, risk aldığınızı ve gelişim alanınıza adım attığınızı gösterir.Kendine güvenen insanlar başarısız olmazlar diye bir şey yoktur.Onlar başarısızlığa farklı anlam verirler.Başarısızlığı kimliklerinin değil, deneyimlerinin bir parçası olarak görürler.Üçüncü alışkanlık, konfor alanının dışına çıkmaktır.Konfor alanı kısa vadede bizi rahatlatır.Ama uzun vadede gelişimimizi sınırlar.Yeni insanlarla tanışmak, yeni bir beceri öğrenmek, farklı ortamlara girmek ya da daha önce denemediğimiz bir şeyi yapmak...Bütün bunlar beynimize önemli bir mesaj verir:"Ben düşündüğümden daha fazlasını yapabiliyorum."Özgüvenin önemli kaynaklarından biri de budur.Kişi kendi kapasitesini deneyimleyerek öğrenir.Dördüncü alışkanlık ise her gün kendine şu soruyu sormaktır:"Bugün neyi iyi yaptım?"Bu soru çok basit görünür.Ama dikkatimizin yönünü değiştirir.Çünkü çoğumuz gün boyunca yaptığımız hataları tekrar tekrar düşünürüz.Oysa aynı gün içinde yaptığımız güzel şeyleri çoğu zaman hatırlamayız.Bu alışkanlık zamanla kişinin öz değer algısını güçlendirmeye yardımcı olur.Kendini sürekli eleştiren iç ses biraz daha yumuşar.Ve kişi kendi güçlü yönlerini fark etmeye başlar.Beşinci ve son alışkanlık ise kaçındığın şeylerle küçük adımlarla yüzleşmektir.Korkularımız genellikle kaçtıkça büyür.Yüzleştikçe küçülür.Topluluk önünde konuşmaktan korkuyor olabilirsiniz.Telefon görüşmeleri yapmak sizi zorlayabilir.Yeni insanlarla tanışmak kaygı yaratabilir.Bu durumda amaç korkuyu tamamen yok etmek değildir.Ama korkuya rağmen küçük adımlar atabilmektir.Çünkü cesaret korkunun yokluğu değildir.Korkuya rağmen ilerleyebilmektir.Ve özgüven de tam olarak burada gelişir.Bugünkü bölümün sonunda şunu hatırlatmak istiyorum:Özgüven bir anda ortaya çıkan bir özellik değildir.Küçük davranışların, tekrar eden deneyimlerin ve kendimizle kurduğumuz ilişkinin sonucudur.Belki bugün bu anlattıklarımdan sadece birini seçebilirsiniz.Küçük bir adım.Küçük bir deneme.Küçük bir farkındalık. -
Olumsuz Düşünceleri Susturmaya Çalışmayı Bırakın: Onları Yönetmenin 4 Etkili Yolu 13.06.2026 7นาทีHepimizin zihninde zaman zaman durmaksızın konuşan bir ses vardır. Bazen sabah uyandığımız anda başlar, bazen günün en keyifli anlarında bile arka planda çalışmaya devam eder. "Ya başarısız olursam?", "Ya işler kötü giderse?", "Neden hep böyle hissediyorum?" gibi düşünceler zihnimizi ele geçirebilir.Çoğu insan bu düşüncelerle mücadele etmek için sürekli olumlu düşünmeye, dikkatini dağıtmaya ya da onları yok etmeye çalışır. Ancak çoğu zaman bu çaba işe yaramaz. Çünkü sorun düşüncelerin varlığı değil, onlarla kurduğumuz ilişkidir.Bu bölümde, olumsuz düşünceleri tamamen ortadan kaldırmayı değil, onları daha sağlıklı şekilde yönetmeyi sağlayabilecek dört farklı teknikten bahsedeceğim. Üstelik bu yöntemlerin çoğunu evde, günlük hayatın içinde kolayca uygulayabilirsiniz.Konuşacağımız yöntemler şunlar:• Duyguyu Renk ve Şekle Dönüştürmek: Zihindeki belirsiz korku ve kaygıları görünür hale getirerek üzerlerindeki kontrol hissini artırmak.• Tersine Ritüel Tekniği: Obsesif düşüncelerle mücadelede kullanılan bazı yaklaşımlardan esinlenerek, düşünce ile gerçeklik arasındaki farkı zihne yeniden öğretmek.• Ters Günlük Uygulaması: Gün boyunca zihninizin size söylediği abartılı, felaketleştirici veya gerçekçi olmayan düşünceleri fark etmeyi öğrenmek.• Düşüncelere Sınır Koyma Egzersizi: Olumsuz düşüncelerle sürekli savaşmak yerine, onlara belirli bir alan tanıyarak yaşamınız üzerindeki etkilerini azaltmak.Bu teknikler mucizevi çözümler sunmuyor. Çünkü insan zihni olumsuz düşünceler üretmeye programlanmıştır. Amaç düşünceleri tamamen yok etmek değil; onların hayatınızı yönetmesine izin vermemektir.Ben Klinik Psikolog Barış Özkoparanoğlu. Bu podcastte psikoloji, insan davranışları ve ruh sağlığı üzerine bilimsel temelli, günlük hayatta uygulanabilir bilgiler paylaşıyorum.Not: Bu podcastte yer alan içerikler bilgilendirme amaçlıdır. Herhangi bir tanı, teşhis veya tedavi yerine geçmez. -
Online Kumarın Beyindeki Etkileri | Neden Duramıyoruz? 23.05.2026 10นาทีSanal kumar çoğu zaman insanların hayatına aniden ve büyük bir farkındalıkla girmez. Genelde çok daha masum görünen düşüncelerle başlar: “Sadece bir bakayım”, “Zaten düşük bir miktar”, “Bir şey olmaz.” Ama bu küçük cümleler zamanla insanı fark etmeden çok daha farklı bir noktaya taşıyabilir. Ve bir bakmışsınız, gece ilerlemiş, ekran kapanmamış, kişi hâlâ aynı döngünün içinde kalmış olur.Bu bölümde, özellikle sanal bahis platformlarının ve online casino sistemlerinin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini konuşuyoruz. Neden kaybettikçe devam etme isteği artar? Neden “bir el daha” düşüncesi bu kadar güçlüdür? Ve daha ilginci, kişi kazansa bile neden çoğu zaman masadan kalkamaz? Tüm bunların arkasındaki psikolojik mekanizmaları anlamaya çalışıyoruz.Sanal kumarda en kritik noktalardan biri, kişiye sürekli bir kontrol hissi vermesidir. İnsan, süreci yönetiyormuş gibi hisseder. Özellikle küçük kazançlar geldiğinde beyin bunu bir işaret gibi algılar: “Demek ki olabilir.” Bu düşünceyle birlikte, kayıpları telafi etme isteği devreye girer. Ardından zaman algısı bozulur, süre uzar, kayıplar artabilir ama kişi yine de oyundan kopmakta zorlanabilir.Bu bölümün ilerleyen kısmında, evde uygulanabilecek bazı basit ama etkili psikolojik yöntemlerden de bahsediyorum. Amaç, kumar dürtüsü geldiğinde zihnin otomatik pilotunu kırabilmek. Birkaç dakikalık o kritik aralıkta düşünce hızını yavaşlatmak, davranışı durdurabilmek ve tekrar seçim yapabilmek üzerine pratik öneriler paylaşıyorum.Eğer anlattıklarım sana tanıdık geliyorsa, bunun oldukça yaygın bir döngü olduğunu bilmek önemli. Kumar davranışı çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar basit değildir; psikolojik olarak oldukça katmanlı bir süreçtir.Umarım bu bölüm, bu döngüyü fark etmek isteyenler için faydalı olur. -
Kaygı, Stres ve Aşırı Düşünmeyi Azaltın! Bırak Yapsınlar Teorisi 16.05.2026 11นาทีSürekli bir mesaj bekliyor, insanların davranışlarını zihninde büyütüyor ve “Acaba bana mı kızdı?” düşüncesinden çıkamıyor musun?Bu bölümde, Mel Robbins’in “Bırak Yapsınlar / Let Them” yaklaşımını psikolojik bir bakış açısıyla ele alıyoruz.Çoğu zaman bizi en çok yoran şey, insanların gerçekten ne yaptığı değil; onların davranışlarını kontrol etmeye çalışırken zihnimizde kurduğumuz senaryolar oluyor. Bir mesajın gecikmesi, planların iptal edilmesi ya da karşımızdaki kişinin bizi yanlış anlaması gibi durumlar, gün içinde kaygıyı artıran ve aşırı düşünmeyi tetikleyen döngülere dönüşebiliyor.Bu bölümde ayrıca aşırı düşünme neden kolay kolay durmaz, her şeyi kişisel alma eğilimi psikolojide nasıl açıklanır, insanları memnun etmeye çalışma davranışı neden zihinsel olarak yorucudur ve kaygılı bağlanma stiline sahip kişilerin ilişkilerde neden sürekli onay aradığı gibi konuları da ele alıyoruz. Bunun yanında kontrol etme ihtiyacının neden stresi artırdığına, içsel kontrol odağının ne anlama geldiğine ve daha sağlıklı sınırlar kurmak için zihinsel olarak hangi değişimlerin gerekli olduğuna da değiniyoruz. -
Temizlik Takıntısı (OKB) ile Başa Çıkmak İçin 7 Az Bilinen Teknik! 09.05.2026 13นาทีMerhaba, bu bölümde temizlik takıntısı ve kirlenme korkusu üzerine konuşuyoruz. Yani Obsesif Kompulsif Bozukluk, OKB’nin bu çok yaygın görülen türünden bahsedeceğiz.Asıl Sorun Ne?Pek çok kişi bu takıntıdan kurtulmanın yollarını arıyor. Ama internette veya çevrede anlatılan taktiklerin çoğu ne yazık ki sonuç vermiyor. Peki neden? Çünkü çoğu insan, sıradan bir hijyen anlayışıyla gerçek bir temizlik takıntısı arasındaki çizgiyi bilmiyor. İşte bu bölümde tam olarak bu ayrımı konuşacağız.Bu bölümde şunları öğreneceksiniz:Önce giriş: Temizlik takıntısı dediğimiz şey aslında nedir?Normal hijyenle takıntı arasındaki fark nerede başlıyor?OKB’nin çalışma mekanizması: O meşhur şüphe ve geçici rahatlama döngüsü.Günlük hayattan somut örnekler: Mesela kahvaltı hazırlarken, kapı koluna dokunurken ya da misafirliğe gittiğimizde neler yaşanır?Ve en önemlisi: Temizlik OKB’si için kullanabileceğin 7 farklı teknik.Son olarak kapanış ve mutlaka aklında tutman gereken önemli uyarılar.Bu 7 teknik neden önemli?Bu yöntemler, tam da OKB alanında çalışan uzmanların danışanlarına önerdiği stratejilerden oluşuyor. Yani bir psikologdan alacağın tavsiye niteliğindeki bu 7 adımı hayatına hızla uyarlayabilirsin.O cümleyi kaç kez duydun?"Artık bırak şunu, her yer tertemiz zaten!"Kaç kere duydun bu sözü? Ama işin aslı hiç de öyle değil. Temizlik takıntısı ne iradesizliktir ne de aşırı titizlik. Bu, beynin sıkışmış bir alarm sistemidir. Ve ne yazık ki bu alarmı sadece mantık yürüterek susturman mümkün değil.Önemli bir hatırlatma:Bu bölümde anlattığım teknikleri denemeye başladığında ilk başta zorlanabilirsin. Hatta bazen kendini daha kötü hissedebilirsin. Sakın bunu başarısızlık olarak yorumlama. Tam tersine, bu beyninin eski alışkanlıklarını bırakmak istemediğini gösterir. Ve bu iyileşme yolculuğunun tamamen normal bir parçasıdır.Kapanış:Unutma, yalnız değilsin ve bu takıntıdan kurtulmak mümkün. Doğru bilgi ve doğru adımlarla beyninin o alarm sistemini yeniden eğitebilirsin. -
Panik Atak Anında Bu 5 Hatayı Asla Yapmayın! 02.05.2026 10นาทีPanik atak anında ne yapacağını bilememek, çoğu kişi için atağın kendisinden bile daha yoğun bir korku yaratır. Çünkü kontrolü kaybetme hissi, zihinde “ya daha kötü olursa?” düşüncesini tetikler. Bu podcast bölümünde, panik atak yaşayanların en sık yaptığı hataları, neden bazı yöntemlerin işe yaramadığını ve gerçekten etkili olan panik atakla başa çıkma tekniklerini detaylı bir şekilde konuşuyoruz.Özellikle “derin nefes almak” gibi çok önerilen yöntemlerin neden bazı durumlarda panik atağı daha da artırabildiğini, panik anında ortamdan kaçmanın neden uzun vadede sorunu büyüttüğünü ve panik atak geçiren birine nasıl doğru destek verileceğini ele alıyoruz. Çünkü çoğu zaman iyi niyetle yapılan müdahaleler bile kişinin kaygısını artırabiliyor.Panik atak belirtileri arasında kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi, terleme ve kontrolünü kaybetme korkusu yer alır. Ancak burada kritik nokta şu: Bu belirtiler tehlikeli değil, sadece vücudun verdiği yanlış alarmdır. Yani aslında yaşadığınız şey bir “kaygı krizi”dir, bir kalp krizi değil. Bunu anlamak, panik atak kontrolü konusunda en önemli adımlardan biridir.Bu bölümde ayrıca şu sorulara da net ve bilimsel yanıtlar bulacaksınız: Panik atak nedir, panik atak neden olur, panik atak anında ne yapılmalı, panik atak nasıl geçer ve panik atak tedavisi mümkün mü? Aynı zamanda anksiyete bozukluğu ile panik atak arasındaki farkları ve uzun vadede panik atak nasıl yenilir sorusunun cevaplarını da konuşuyoruz.Eğer siz de sık sık “panik atak geçiriyorum” diyorsanız, yalnız olmadığınızı bilmeniz önemli. Doğru bilgi ve doğru tekniklerle bu döngüyü kırmak mümkün. Bu podcast bölümü, hem panik atak yaşayanlar hem de yakınlarına destek olmak isteyenler için pratik, anlaşılır ve uygulanabilir bir rehber sunuyor.
ยอดนิยมใน
พอดแคสต์นี้ปรากฏในชาร์ตพอดแคสต์ของประเทศเหล่านี้ด้วย