Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi
Country Turkey
Language TR
Episodes 2442
Latest 05.11.2026

Mevlana Takvimi, her gün yayınlanan takvim yazılarıyla dinleyicilere günlük içerik sunan bir podcasttir. Program, Mevlana Takvimi tarafından hazırlanmakta olup, takvim bilgilerini ve ilgili konuları ele almaktadır.

Episodes

  • MUSİBETE SABIR-05 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 05.11.2026 2m
    Ebû Derda (r.a.) şöyle anlattı: "Hz. Süleyman(a.s.)’ın bir oğlu vardı , öldü. Kendisine iki melek geldi.Biri diğerine düşmanmış gibi gözüktü. Biri, ötekinikastederek şöyle dedi: "Ben tohum ektim ama hasatalamadım. Bu geldi, hepsini götürdü."Hz. Süleyman (a.s.) Ötekine sordu: "Sen ne dersin?"Şöyle anlattı: "Yolu tutup gittim. O tohumları, sağa solasaçtım; yolu açtım." Süleyman Peygamber öbürünesordu: "Sen, yol üzerine tohum ektin? Oradan insanlarıngeçeceğini bilmiyor musun?" Bu kez melek ona sordu:"Peki, sen neden oğlunun ölümüne aşırı üzülüyorsun?Bilmiyormusun ki ölüm, âhirete giden yoldur. "Abdullah b. Abbâs (r.a.) seferde iken, kızınınöldüğünü duyunca dönüp geldi. Şöyle dedi: "Bir avretidi, Allâh onu gizledi. Bir zahmet idi, Allâh yetişti. Birecir idi, Allâh onu baha yolladı. Bundan sonra gitti; ikirekât namaz kıldı." Şöyle dedi: "Allâh’ın bize emrettiğiniyaptık." "Sabır ve namazla yardım isteyiniz." (Bakara45) Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İçinizden birininayakkabısının bağı kopsa, onun için Allâh’a duâetsin. O da başa gelen musibetlerden biridir."Ahmed b. Hamdan, Ahmed b. Hars, Kuteybe,Saîd, Mâlik b. Rebia, Ebû Abdurrahman yoluyla gelenbir rivayette; Ümmü Seleme Resûlullâh (s.a.v.)’ınşöyle buyurduğunu anlattı: "Bir kimse, bir musibeteuğrarsa Allâh’ın emrine göre: "Biz, Allâh içiniz.Allâh’a döneceğiz. Allâh’ım beni bu musibetimlemükâfatlandır. Ondan ötürü hayırla karşıla" derseAllâhü Teâlâ onun dileğini kâbul eder."(Ebu’l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü’l- Gafilin s.297-298)
  • FİZİKSEL GÜZELLİKLER GEÇİCİDİR-04 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 04.11.2026 1m
    Oğulları için kız seçmeye çalışan annelerin büyükbir kısmı bu seçimlerini ahlâktan önce fizikselgüzelliği ön plana alarak yapmaktadır. Oğullarınaalacakları kızın dünya güzeli olmasını istiyorlar.Halbukî fiziksel güzellik geçicidir. Dünya güzeli birkız ile evlenilse ahlâkı güzel değilse o fiziksel güzellikkısa süre içinde unutulur, görülmez olur. Bahçesiolanlar bilir, bir bahçe ne kadar güzel olursa olsun(oturup özellikle bakılmadığı müddetçe) belirli birsüre sonra alışıldığı için, gelip geçerken o güzelliklergörülmez olur. Onun için eş seçimi yapılırken fizikselgüzellikten ziyade ahlâki güzellik dikkate alınmalıdır.Nebi (s.a.v.) "Saliha kadının bulunduğu ev cennetbahçelerinden bir bahçedir." buyurmuşlardır.Yine "Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzelkoku, helâl nisa (kadın), gözüm nuru olan namaz."buyrulmuştur. Bu sebeple kişinin kendisininsaliha hanım aramaya niyet etmesinin yanında anababasınıda buna yönlendirmesi gerekir. Mutlu birevlilik hayatı için evlenilecek kızda aranması gerekenilk özellik Resûlullâh (s.a.v.)’in de tavsiye buyurduğugibi dininin, ahlâkının güzel olması olmalıdır.Böyle bir hanım bulmanın yollarından biri onun ailesininaraştırılmasıdır. Araştırmaya göre güzel ahlâklıtemiz bir ailenin kızı ise, kızın kendisi hakkında damâlumatlar uygunsa ve istihareye yatıldığı zamanda hayırlı görülürse "Allâh nasip etsin, hayırlı olsun."denir. Ama şimdiki sistemlerle evlenildiği takdirde bununneticesi geçimsizliğe ve boşanmaya gitmektedir.(Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler-2, s. 107-108)
  • NEZİR (ADAK) ORUCU-03 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 04.11.2026 1m
    Bir kimse oruç tutmayı nezretse nezrini yerinegetirmesi ve oruç tutması lâzım gelir, eğer tutmazsagünahkâr olmuş olur. Nezir iki kısımdır; muayyennezir ve muayyen olmayan nezir.Muayyen nezir, kişinin, “bu hafta Cuma günüoruç tutmak Allâh (c.c.) için üzerime borç olsun”veya “yarın oruç tutmak Allâh için üzerime borçolsun” demek sûretiyle nezir zamanını tayin etmesidir.Muayyen nezir orucu, geceden niyet etmeklesahih olur, eğer geceden niyet edilmemişse gündüzünyarısının öncesine kadar niyet edilmesi caizdir.Bir kimse Cuma günü oruç tutmayı nezretse veCuma günü, nezir orucuna niyet etmeksizin mutlakoruca niyet ederek oruç tutsa, tuttuğu oruç, nezirorucu olarak sahih olmuş ve onunla nezir borcundankurtulmuş olur. Yalnız bu, mutlak oruca niyetetmiş olması hâlindedir, eğer kasten veya unutarakkaza orucuna niyet etmişse tuttuğu oruç, nezir değilkaza orucu olmuş olur.Muayyen olmayan orucu, kişinin, “bir gün oruçtutmak Allâh (c.c.) için üzerime borç olsun” veya“eğer babam şifa bulursa beş gün oruç tutmak Allâh(c.c.) için üzerime borç olsun” demesidir. Muayyenolmayan nezir orucu yalnızca geceden niyet etmeklesahih olur.Bir kimse Kurban Bayramının ilk günü oruç tutmayınezretse oruç tutması icap etmez, bilâkis ogünde oruç tutmaması ve oruç tutmanın mekruh olmadığıbaşka bir günde nezrini kaza etmesi gerekir.(Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.336-337)
  • İSLAMDA TESETTÜR VE CİLBAB-01 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 02.11.2026 2m
    Kadınların el, yüz ve ayakları dışında, sarkan saçlarıdahil bütün bedenleri namazda veya yabancı erkeklerinyanında örtülmesi gerekli olan yerlerdir. El ve yüzün isebir fitne korkusu bulunmadıkça namazda da namaz dışındada örtülmesi gerekmez "Kadınlar süslerini (yabancıerkeklere) açmasınlar" (Nur s. 31) ayetinde "kendiliğindengörünen yerler müstesnadır" istisnası ile, bedendenbazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir.Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ın kızıEsma'ya el ve yüzün açık kalabileceğini bildirdiğini belirtmiştir.Başka bir hadiste Resûlullâh (s.a.v.); "Kadın örtülmesigereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan onagözünü diker" buyurmuştur.Sonuç olarak Nur Suresi 31. ayetteki baş örtüsü (hımar)ve Ahzab Suresi 59. ayetteki dış giysi (cilbab) terimleribirlikte değerlendirilince, kadın için iki parçalı birgiysi şekli ortaya çıkar. Birincisi; saç, boyun ve göğüsleriörten ve omuzlara doğru yakaların üstüne serbest bırakılan"baş örtüsü"; ikincisi ise "dış giysi" olup, bunun şekliiki türlü tarif edilmiştir.Başörtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örtenbüyük parça giysi veya başörtüsünün altında boyundanaşağı topuklara kadar örten dış giysi cilbabın tarifleriarasındadır. Hatta cilbaba, başörtüsü veya peçe anlamıverenler olduğu gibi Abdullah b. Abbas (r.a)'ın "rida" yanibedenin üst bölümünü örten dış giysi ya da örtü anlamınıverdiklerini bildilmiştir. Örtünmenin gayesi zinadan veyabancı erkeklerin sarkıntılık yapmasından sakındırmakolduğuna göre, giysinin parça sayısına bakmaksızın bunitelikleri taşıması gerekir. Altını göstermemesi, bol olması,karşı cinsin giysisine benzememesi bu nitelikler arasındasayılabilir.(Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)
  • HARB HİLEDİR-02 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 02.11.2026 2m
    Hz. Nuaym İbni Mes'ûd (r.a.) Hendek harbi esnasındaİslâm'la şereflendi. Medineli müslümanları, dışardanKureyş ve Gatafan kabileleri, içerden Benî Nâdir ve BenîKureyza Yahudileri kuşatıp ortadan kaldırmak istediler.Bu kuşatma yirmi gün kadar sürdü. Her iki tarafta daaçlık, sefalet başgösterdi. Gatafan kabilesinden Hz. Nuaym(r.a.) gece karanlığında kalkıp Resûlullâh (s.a.v.)Efendimizin yanına gitti. "Ya Resûlullâh (s.a.v.)! Ben Müslümanoldum. Yalnız kavmimin bundan haberi yok. Şimdibana dilediğini emret!" dedi. İki Cihan Güneşi Efendimizde ona: "Kavmine git ve düşmanımızın gayret ve gücünüzayıflat. Çünkü harp hiledir." buyurdu.Nuaym İbni Mesûd (r.a.) önce Benî Kureyza'ya gitti:"Burası sizin memleketiniz. Başka bir yere gidecek halinizyok. Ama Kureyş ve Gatafan öyle değil. Savaşı kazanırsaganimet bilirler. Kazanamazlarsa güven içindememleketlerine dönerler." dedi. Hatta onların bazı adamlarıyanlarına alarak rehin tutmalarını teklif etti.Oradan çıktı Kureyş ve Gatafan'a geldi. Onlara da:"Beni Kureyza'nın Hz. Peygamber (s.a.v.)'le anlaştığınıve Kureyş ile Gatafan’dan bir çok kişiyi alıp Nebi (s.a.v.)’eteslim edeceğini" söyledi. Benî Kureyza'yı denemek içinİkrime gönderildi. "Yarın çarpışmaya karar verdik." dedi.Onlar: "Yarın yanımızda rehin kalmaları için yetmiş kişiyibize vermedikçe sizinle birlikte harb etmeyiz." cevabınıverdiler.Hz. Nuaym (r.a.) bu şekilde düşmanları birbirine düşürdü.Aralarındaki anlaşmaları bozmada başarılı oldu.Gece yarısı bir de şiddetli rüzgâr çıktı. Perişan bir vaziyettekaranlıkta çekip gitmek zorunda kaldılar. O gündensonra Hz. Nuaym İbni Mesûd (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'ingüven kaynağı oldu.(Yusuf Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe)
  • SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DEN BATI’YA İNSANÎ YARDIM-31 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 31.10.2026 2m
    Osmanlı, en azılı düşmanlarına dahi insanca davranmaktan,merhametle yaklaşmaktan geri durmadı. Tarihimiz,bunların emsalsiz misalleriyle doludur. Batılı devletlerin ençok düşmanlık besledikleri ve yıllarca devirebilmek için işbirliği yaptıkları Osmanlı padişahlarının başında, Sultan II.Abdülhamid gelir. Ağır ithamlarla andıkları o AbdülhamidHan, aleyhindeki onca kara propaganda ve emperyalist politikayarağmen Batı Dünyası’nda meydana gelen kimi felaketlereyüksek insanî duyarlılık göstermiştir.Osmanlı’nıninsanlığı, Sultan II. Abdülhamid zamanında dünyanın diğerucunda yer alan ABD’ye kadar erişmişti. 1894’te, ABD’ninkuzeybatı bölgesindeki ormanlarda büyük bir yangın meydanagelmiş ve ağır zarara yol açmıştı.Osmanlı’nın Washingtonsefiri Mavroyani, Yıldız Sarayı’na gönderdiği birmektupla, yardım teklifinde bulundu. Padişah AbdülhamidHan, teklifi memnuniyetle karşıladı. ABD’li felaketzedelereönceden planladığı 100 liralık bağışı, 300 lira gibi mühim birmeblağa yükseltti.II. Abdülhamid Han, 1890 yılı Kasım ayında SaaleNehri’nin taşmasından dolayı Turinc bölgesinde mağdurolan Alman halkına da yardım elini uzatmıştı. Jena Şehri,Naumbourg, Weissenfels ve Mersabourg daireleriyle, SaksAltenburg Dükalığı’nın batı tarafları selzedelerine dağıtılmaküzere Alman İmparatoru’na 750 Osmanlı Lirası göndermişti.Saks Altenburg Dükası, yardımdan dolayı minnetve şükranlarını Osmanlı’nın Berlin Sefiri aracılığıyla şöyleiletmişti: "Vatandaşlarımın karşılaştığı sıkıntı ve musibetlerkarşısında gösterilen bu insaniyetli yaklaşımınızdan dolayıson derece memnun olduğumdan bütün içtenliğimle teşekkürlerimisunmak istedim. Şahsınız ile hanedanınızı hertürlü bela ve afetlerden korumasını Allâh’tan temenni eder,bu vesile ile saygılarımın kâbulünü rica eylerim."(İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Mart 2021, 531. Sayı)
  • ÇİZME, POTİN GİBİ AYAKKABILAR MEST OLARAK KULLANILABİLİR Mİ?-30 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 30.10.2026 2m
    Ebû Hanife (r.a.)’e göre mest; giymek maksadıyladeri ve benzeri maddelerden yapılan, ayağı topuğuylabirlikte örten, içine su geçirmeyen ve ayağa giyildiğindebağlanmaksızın kendi kendine dik durâbilecek bir ayakkabıçeşididir. Fakîhlerin tamamına göre, bu özelliklerehaiz olan patiklerin, mest olarak kullanılması caizdir.Buna göre; günümüzde her ne kadar mest olarak satılmasalarda, ayakları topuklarla birlikte örten çizme,potin ve bot gibi ayakkabı çeşitlerinin üzerine mestedilmesinde herhangi bir mahzur yoktur. Burada dikkatedilmesi gereken bir husus vardır. Şöyle ki; ayakkabılargenellikle sokakta giyildiğinden onlara necaset bulaşmasıkuvvetle muhtemeldir.Fıkıh kitaplarımızda, mestler üzerine mesh etmedearanan şartlar beyân edilirken, mestlerin temiz olmasındanbahsedilmemiştir. Necâset, mesh mahalli olanbotun üst kısmındaysa bunun üzerine mesh etmek sahihdeğildir. Zira meshin temiz suyla yapılması gerekir.Mesh için elimize aldığımız temiz su, necis olan mahalledeğmesiyle pislenmiş olur. Pislenmiş olan bu su ilemesh etmek ise caiz değildir.Şayet necâset botun alt kısmı gibi mesh mahalli olmayanyerlerde bulunursa meshe mani olmaz. Şunu dailave edelim: Botta bulunan necâset, af miktarından fazlaysao botlarla namaz kılınmaz.Namaz kılınamaması meshin sahih olmadığındandolayı değil, belki necâset namaza mani olduğundandolayıdır. Bu durumda olan bir kişi abdestli sayılacağındanKur’an’a dokunmak gibi abdestsiz yapılamayanfiilleri yapabilir.(Suâlli-Cevâplı İslâm Fıkhı, c.1, s.267-268)
  • GIYBETTEN KURTULMANIN ÇARESİ-29 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 29.10.2026 2m
    Gıybete düşmemek için sürekli olarak bunun ahirettekicezasını hatırla! Özellikle de gıybete düştüğün an,onun elim azabını düşünmen gerekir.Konuşmadan önceneyi konuşacağını iyice düşün.Konuşacağın konu faydalı değilse susman gerekir.Eğer söyleyecek sözünün dünyevî veya uhrevî bir faydasıvarsa, kelimelerini özenle seçerek konuş. Bütün tedbirlerinbaşı budur. Bunu yapamayan kişilerin gıybetten kurtulmasızordur. Konuşurken konunun gıybete vardığını farkettiğin an hemen konuyu değiştir. Hatta konuşmayı tamamenkesebiliyorsan bu daha faydalıdır. Çünkü konuşmayıkesersen, bu hem senin nefsine caydırıcı bir ceza olurhem de senin yanındakilere bir uyarı olur. Gıybetten uzakduran dindar insanlarla arkadaş olmaya çalış. Bulunduğunortamda gıybet yapılıyorsa, mümkünse bu gıybetehiç dâhil olmadan oradan kalk. Ancak kalkman mümkündeğilse kalbinle yapılan işten nefret et. Gıybet yaptığınan, onun cezasını hatırlayarak bundan vazgeçemiyorsankendini bir öğün yemek yemekten mahrum bırak ve açkalarak nefsini cezalandır. Bunu yaptığın zaman sonrakigıybetlerde cezasını mutlaka hatırlayacaksın.Gıybette hem Allâh hakkı hem de kul hakkı bulunduğuiçin tevbe ile birlikte gıybeti yapılan kişiden af dilenmeside gerekmektedir. Gıybeti yapılan kişinin ölmüş ise, budurumda gıybeti yapılan kişi için istiğfarda bulunulmalıdır.İnsan fıtratı gereği konuşarak kendi yükünü hafifletir.Dolayısıyla birisi sana haksızlık yaptığı zaman konuşarakyükünü hafifletecek olursan, konuşman gıybete dönmesindiye, sana haksızlık yapana da duâ et! Bu kolay birdurum olmasa da oldukça faydalı ve etkilidir. Böylece duâile hem yükünü hafifletmiş hem de gıybetten kurtulmuşolursun.(Eşref Ali et-Tehanevî, Tehzibu’l Ahlâk, s.50-52)
  • ASHABIM HAKKINDA ALLÂH’DAN KORKUNUZ-28 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 28.10.2026 2m
    Bir hadis-i şerifte Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Ashabım hakkında Allâh’dan korkunuz, bendensonra onları hedef edinmeyiniz. Kim onları seversebenim sevgimle onları sever. Kim de onlarabuğzederse benim buğzum ile onlara buğzeder.Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur.Bana eziyet eden ise Allâhü Teâlâ’ya eziyet etmişolur. Allâhü Teâlâ’ya eziyet eden ise umulur ki;Allâh tez vakitte onu yakalasın."Hadis-i şerifin anlamı onların hakkında Allâh’dan ittikaediniz, sakınınız. Onları kötülükle ayıplamayınız.Onlar hakkında ve onların taziminde Allâh’ı zikrediniz,demektir. Resûlullâh (s.a.v.)’in hadis-i şerifte "Benimsevgim ile sever" buyurması yani benim onu sevdiğimsebeple veya benim onları sevmem sebebiyledemektir. Çünkü bir kişiyi seven bir kimse, sevdiği okimsenin bütün sevdiklerini sever. Buğz etme hususuda aynı sebepler ile geçerlidir. Onlara eziyyet vermekdemek, onların ölümlerinden sonra olsa bile, onlarımutlaka kötüleyen, ayıplayan bir şeyle eziyet demektir.Çünkü ölüler de, dirilerin eziyetlendikleri şeylerdeneziyetlenirler. Çünkü habîb; habîbinin eziyet duyduğuşeyden eziyet duyar. Çünkü Rasûl (s.a.v.)’e tazim onugönderene tazimdir.Yine eziyet vermek de böyledir. Onu yakalamasısüratle ve gazablı bir şekilde onun ruhunu kabzetmesidemektir. Allâh, Müntakim’dir, Cebbar’dır, Kahhar’dır.İşte bunlarda elbette basar sahipleri (görenler) için ibretvardır.(Birgivi, Tarikatü’l-Muhammediyye Tercümesi, s. 162-163)
  • HZ. SAMÎ (K.S.)’UN MUHTEREM ÖMER ÖZTÜRK’Ü KENDİ YERLERİNE OTURTMALARI-27 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ 27.10.2026 2m
    Son devirde ülkemizde yaşamış en büyük velilerden Hz.Sâmî (k.s.)’un “tabiri câiz ise” kucağında doğmuş, onun terbiyesindebüyümüş, hayatını Hz. Sâmî (k.s.)’a hizmete veondan istifadeye adamış ve yine o zâtın vasiyyetleri gereğiteçhiz ve tekfin işlerini yapmış, onun yolunu hâlâ insanlaraanlatan ve Hz. Sâmî (k.s.)’un manevî evlâdı ve vazifelisi olanMuhterem Ömer Muhammed Öztürk, Hz. Sâmi (k.s.) ile yaşadıklarıbir Berât kandili gecesini şöyle anlatmışlardır:“Şaban-ı Şerîf’in başlarında Mahmûd Gezer Ağabeyle(Allâh (c.c.) rahmet eylesin Mekke’de vefât etti, Cennetü’lMuallâ’ya defnedildi.) devlethanenin bahçesinde oturuyorduk.Efendi Hazretleri’nin hâdimesi gelerek beni bir kenaraçağırdı ve “Ömer Ağabey babam mahrem bir husus söyledi.Bunu Ömer Öztürk’e anlat. Kendisinde kalsın. Îcâbını yerinegetirsin. Fakat kimseye de bir şey söylemesin.” dedi ve EfendiHazretleri’nin “Ben Berât gecesini Ömer Öztürk ile değerlendirmekistiyorum. Kendisi bir imâm bulsun. Ayrıca iki kişiyi deçağırsın. İsterse birisi kendi babası Mehmet Öztürk olabilir.Bir de başka ihvân, benimle birlikte hepimiz beş kişi olacağız.Akşam namazını burada devlethanede kılacağız. İftarı berabereder, akşam ve yatsı namazını beraber kılar, geceyi deberaber ihyâ ederiz inşâallah.” buyurduğunu söyledi. Fakir,babama ve (Sami Efendimiz’in son yıllarında namazlarını kıldıran)Mahmûd Hoca’ya haber verdim. Sonra Ömer Kirazoğluağabey, İsmail ve Cevat Öztürk ağabeylerimi çağırttı. İftar,namaz ve yemekten sonra Efendimiz Hazretleri her zamanoturdukları demiryolu cihetine karşı olan koltuğa oturdular.Az sonra ayağa kalkarak kendi karşısındaki koltuğa geçtiler.Kendi koltuklarına, Fakiri çağırıp “Sen gel, buraya otur, burasısenin yerindir. Fakir de karşısında oturacağım” diyerek kendikoltuklarına Fakiri oturttular. Muhteşem bir sohbetten sonrayatsı namazı kılındı, tekrar aynı yerlerde oturarak sohbet, duâve murâkabe edildi. İzin alınarak evlere hareket edildi.(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
  • HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-10-26 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 26.10.2026 2m
    Hayatının tek gâyesi Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Hazretlerininsünnetine uymak ve onu ihyâ etmek olan Hz. SâmîEfendimiz; daha önceki kitâblarda: “Kılıcı boynunda asılı Peygamber”olarak tarîf edilen (s.a.v.) Efendimize bu husûsta daittibâ edip gazâya iştirâk ederek “Gâzî” olmuşlardı.Bu husûsu kendileri şöyle anlatıyorlardı: “Birinci Cihânharbinde Osmânlı ordusunda levâzım subayı olarak vazîfegördüm. Alayımız Edirne’de vazîfe görüyordu. Açlık ve kıtlıkson derece şiddetli idi. Askerlerimizin uzun süre yiyecek bulamadıklarıoluyordu. Bu yüzden askerler ellerinin yetiştiği yerekadar kavak ağaçlarının kabuklarını yolarak onları çiğniyorlarve böylece açlıklarını bir nebze olsun gidermeğe çalışıyorlardı.”Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) Efendimizin: “Cihâdı terkeden millet zillete düçâr olur.” sözünü bütün talebelerine ezberletenHz. Sâmî (k.s.), Cenâb-ı Hâkk’ın: “Niçin yapamadığınızısöylüyorsunuz?” Kavl-i şerîfini de bize kendileri yaşayaraköğretiyorlardı. Yaşayarak, tatbîk ederek bize cihâdıöğretiyorlardı. Harbe iştirâk ederek Gâzî olmuşlar, ve ömürleriboyunca İslâm için kılıç sallama arzusu ile yaşamışlardı.Mübârek ömürleri doksanı bulduğunda dahî sohbetlerindeUhud harbinde Amr ibn-i Sâbit (r.a.)’in müslümân oluşunuanlatırken; onun lâkabını: “Asram lâkabı ile mülakkab; keskinkılıç saldırıcı” diye tarîf ederken oldukları yerde dizleri üzerinedoğrularak ellerini havaya kaldırarak elindeki kılıcı ilederhâl düşman üzerine saldıracakmış gibi olan hâlleri ancakgörülmekle anlaşılabilirdi. Yaşıyor; ondan sonra anlatıyorlar;anlatırken de o hâli aynen yaşıyorlardı. Hayatı cihâddı Hz.Sâmî Efendimizin. Ömür boyu cihâd... Ve bu cihâdı elindesilâhı gazâda da yaşamış ve Gâzî olmuştu Hz. Sâmî (k.s.).Ve nefe‘ana’llâhü Te‘âlâ bi şefâatihi, Allâh (c.c.) cümlemiziO’nun muhabbetini hakkı ile yaşayıp öylece haşrolanlardaneylesin (Âmîn). Bi hurmeti seyyidi’l-enbiyâ-i ve’l- mürselînsalla’llâhu Te‘âlâ aleyhi vesellem.(www.ramazanoglumahmudsamiks.com)
  • HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-9-25 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 25.10.2026 2m
    Üstâdına olan muhabbet ve bağlılığını dâimâ arttırarakdevâm ettiren Hazreti Sâmî Efendimiz bütün gün ve gecelerinihizmet yolunda geçirdiler. Sâmî Efendimiz dergâhıntemizliğinden, ihvânın her türlü ihtiyaçlarına varıncaya kadarbütün hizmetlerini seve seve yaparlardı. Hazret-i Es‘âd ErbilîEfendimizin: “Mâ‘nen bizimle aynı mertebededir, lâkin buvazîfe bize verildi” diye ta‘rîf ettikleri Hüseyin Efendi Hazretleriyatalak olunca: “Bu Zâtın hizmeti için kim tâlib olur?” diyeihvâna sorarlar. Hemen Sâmî Efendimiz o Zâtın hizmetlerinekoşarlar. Defi hâcetleri dâhil her hizmetlerini uzun müddetseve seve görürler. Nihâyet bu hizmetleri sonunda HüseyinEfendi Hazretleri: “Evlâdım, Cenâb-ı Hâkk’a niyâz ediyorum;Allâhü ‘azîmüşşân bize ihsân ettiklerini fazlası ile sana ihsânetsin!” diye duâ buyururlar.Dünyâ hayatını Nebî-yi Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in buyurduklarıgibi: “Benimle dünyânın misâli ağaç altında birmikdâr dinlendikten sonra yoluna devâm eden yolcununhâline benzer” diye ana rahmi ile kabir arasında bir seferolarak görürdü; Hz. Sâmî Efendimiz. Ve bunu uzun bir ömürdeher an tatbîk ettiler. “Bir yabancı âlim, Fakire ken-dilerininhâl ve kelâmlarından sordular. O anda hâtırıma gelen şuhâllerini anlattım:Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz: “Seferden döndüğünüzdehanımlarınızın yanına haber vermeden girmeyiniz” buyuruyorlar.Hz. Sâmî (k.s.) hayatı bir sefer olarak gördüğü içinher yerinden kalkmalarını bir sefer kabûl ediyorlardı. Abdestalmak için lavaboya her gidişlerinde yol zevcelerinin odasındangeçiyordu. Yarım asırdan fazla süren evlilik hayatlarındabıkmadan, usanmadan, seve seve her defasında zevcelerinihaberdâr ederlerdi. O’nun “Efendi buyur!” diye sesini duyuncaodaya girer ve diğer tarafa geçerlerdi. Bu hâl altmış küsûr yılgünde en az on defa devâm etti” deyince yabancı ‘âlim ayağakalkarak: “Bu zât Sâhibü’z-zamân’dır. Onun dışında hiçbir velîsünnet-i seniyyeyi bu kadar derin ve ihâtalı anlayıp tatbîk edemez,ancak o yapabilir” dedi. El-hâmdü li’llâhi râbbi’l-‘âlemîn.
  • HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-8-24 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 24.10.2026 2m
    Mürşid-i kâmilini bulan ve Zât-ı ‘Âlîlerinin onun ifâdesi ile“Eyyâm-ı şebâbını (gençlik günlerini) şerîat-ı mutahhare ve tarîkat-ı ‘âliyye hizmetinde” geçiren Hazreti Sâmî Efendimiz ma‘nevîmertebeleri hızla aşıyorlardı. Bu yolda kendi ifâdeleri ile ihlâs vetam teslîmiyet şarttı. Ölünün yıkayıcısına teslîmiyeti gibi mürîd demürşîdine teslîm olmalıydı ki bi-izni’llâh neticeye ulaşsın.Kendileri anlatıyorlar: “Allâme Taftadânî hazretlerinin talebelerindenbiri bir şeyhe intisâb etmiş. Bu talebeden hocasınınhuzûrunda hikmetli kelâmlar sâdır olmuş. Hocası: “Evlâdım,bunları ben sana öğretmedim; sen bunları nereden öğrendin?”diye soruyor. Talebe: “Efendim ben bir şeyhe intisâb ettim; zikirçekiyorum, doğuş oluyor ve böylece hikmetli konuşuyorum.” diyor.Bunun üzerine ‘Allâme Taftadânî hazretleri: “Oğlum beni deşeyhine götür”; diyor. Kendileri de aynı şeyhe intisâb ediyorlar.Fakat ya teslîmiyet yok veyâ nasîbi yok aynı tecelliyâtlar kendilerindezuhûr etmiyor, aynı istifâde olmuyor.Sâmî Efendimiz Hazretlerinin bu anlattığı kıssadan çıkanhükme göre nasîbi olan müsta‘îd kişiler mürşid-i kâmili bulup onatam olarak teslîm olurlarsa bi-izni’llâh neticeye ulaşır, ma‘nevîmertebelerde hızla ilerleyerek kemâle ererler. Bunların hepsikendilerinde bi-izni’llâh mevcûd olan Hazreti Sâmî (k.s.) kısazamânda icâzet alırlar, irşâdla görevlendirilirler.Kelâmî Dergâhı’ndaki hizmet günlerine âid AdapazarlıPehlivân Efendi şu hâtırayı anlatır: “Adapazarı’ndan on arkadaşımlaberâber Es‘ad Efendi Hazretlerinin ziyâretlerine gittik.Sohbet esnâsında tekkeye dâhil olmuştuk. İçerisi kalabalık olduğundandışarıda oturuyor, Es‘ad Efendi Hazretlerinin kendilerinigöremiyor, sâdece seslerini işitiyorduk. İlk defa sohbetlerinegelmenin heyecânı içindeydik. Sohbet sırasında ihvân arasındagenç bir zât dolaşıp hizmet ediyordu. “Bu genç orada dolaşmasao zamân dikkatimiz dağılmaz, daha çok istifâde ederdik.” diyeiçimden geçirdim. Sohbet biter bitmez Es‘ad Efendi Hazretleri:“Adapazarlı Pehlivân Efendi ve on arkadaşı buraya gelsin!” dediler.Hâlbuki bizi hiç tanımıyorlar ve geldiğimizi de görmemişlerdi.“Sâmî evlâdımız hakkında sû-i zan ettiniz, helâllık alın.” buyurdular.Affımızı taleb edip böylece bu iki Zâtı ve aralarındaki derûnîmuhabbet ve bağı öğrenmiş olduk. El-hamdü li’llâh.
  • HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-7-23 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 23.10.2026 2m
    İlk, orta ve lise tahsîlini Adana’da tamâmlayan Hz. Sâmî (k.s.),yüksek tahsîlini İstanbul’da yaparlar. Hukuk Fakültesini birinciliklebitiren Hz. Sâmî (k.s.), bu arada bir müddet GümüşhâneliDergâhı’na devâm ederler. Bu sırada Bâyezıd dersiâmlarındanRüşdü Efendi (Eski Beşiktaş müftüsü Merhûm Fuat ÇamdibiHocanın babası): “Sâmî Evlâdım, gel seni Şeyhülmeşâyih Es‘âdErbilî Hazretlerine götüreyim.” der. Bu teklifi kabûl eden EfendiHazretleri, Rüşdü Efendi ile berâber Kelâmî Dergâhı’na giderler.Bu ilk karşılaşmanın devâmını kendileri şöyle anlatıyorlar:“Üstâdımızın huzûruna varıp ellerini öptük. Rüşdü Efendi Hoca:“Üstâdım bu getirdiğim genç Gümüşhâneli Ahmed ZiyâeddinEfendi’nin evlâdlarından Adanalı Sâmî Efendi”, deyince; birdenÜstâdımız Es‘âd Efendi Hazretleri: “Hayır! O bizim evlâdımız” buyurdular.Ve orada devâm ettiğim evrâdın ne olduğunu sordular.“Günde beşbin zikrullâh, bir cüz Kur’ân-ı Kerîm tilâveti, Delâil-iHayrât” diye cevâb verdim. “Evlâdım hastalık nerede ise tedâviyeoradan başlamak lâzım, bu yüzden şimdilik bunları terk edip kalbîzikre başlayacaksın” buyurdular ve Fakîre inâbe verdiler.”Akarsu deryâya kavuşmuş; su mecrâını bulmuştu. Cenâb-ıHâkk’ın lûtfu inâyeti ile Hz. Sâmî Efendimiz bir kaç ayda seyr-usülûkunu ikmâl buyurdular. Daha önce iki yıl devâm edilendergâhta olmayan tecellî burada bir kaç ayda olmuştu el-hâmdüli’llâh. Kısa sürede icâzet ve mutlak hilâfet alan Efendimiz Hazretlerimürşid-i kâmilin görevine âid şu kıssaları naklediyorlar: “Gençliğimdedergâha devâm ediyordum. Orada vazîfesi müntesiblerinayakkabılarının tozunu almak olan bir dervîş vardı. Bir gün onunelindeki bezi aldım, pertavsızın (mercek) altına tutarak bir müddetgüneşin altında tuttum. Güneşin harâretinin pertavsız vasıtasıylabezin üzerine teksîf edilmesi ile bez tutuştu ve yanmağa başladı.Dervîş hayretler içinde kaldı.İşte mürşid-i kâmil, iki cihânın Serveri ve Rahmet Güneşi Nebîsalla’llâhu ‘aleyhi ve sellem Efendimiz’den aldığı nûru müntesiblerdenmüsâid kimselerin kalblerine teksîf edip, o nûr-ı Muhammedî(s.a.v.) ile kalbleri diriltip kemâle erdiren kişidir, bi-izni’llâh. Mürşid-ikâmil çobana benzer; çoban dağda koyunları otlatırken bacağıkırılanı orada bırakır mı? Sırtına atıp ağıla kadar getirir. Mürşid-ikâmil de hiç bir evlâdını bırakmaz ve terk etmez bi-izni’llâh.”
  • HZ. MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)-6-22 EYLÜL 2026-MEVLANA TAKVİMİ 22.10.2026 2m
    Hz. Mahmud Sâmi (k.s.)’un hayatını manevi vazifelisive ihvâna kılavuzu Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ünkâleminden yayınlamaya devam ediyoruz:Hz. Sâmi (k.s.), sâlih dostların birbirlerine olan yardımlarınınKıyâmet günü de devâm edeceğinin tefsîrde beyânedildiğini sohbetlerinde sık sık anlatırlardı:Kıyâmet günü hesâba çekilen bir kulun seyyiâtı hasenâtınadenk geliyor. Meselâ, 1000 seyyiesi (günâhı) varsa 1000 dehasenesi (sevâbı) var. Cenâb-ı Hâkk Azze ve Celle Hazretlerio kuluna “anne babana git bir hasene iste, verirlerse banagetir seni cennete dâhil edeyim” buyuruyor. O kul Mahşergününün o sıkıntılı anında Allâh’ın lûtfu ile anne ve babasınıbulup durumunu onlara anlatıyor. Onlar da “evlâdım bugünkügünde biz kendimizi kurtaramadık ki sana bir faydamız olsun;sana bir şey veremeyiz” diyorlar. O eli boş olarak, mahzûn birhâlde Hâkk’ın huzûruna varıyor. “Annem babam bana bir şeyvermediler yâ Rabbi” diye durumu arz ediyor. Bunun üzerineHâkk Te‘âlâ ve tekaddes hazretleri o kuluna:“Senin dünyâ hayatında benim rızâm için sevdiğin bir dostunyok mu idi?” diye soruyor. Cenâb-ı Hâkk kulunun o andahâtırına getiriyor ve “evet yâ Rabbi, filân kulun ile biz dünyâhayatında senin rızân için sevişirdik (birbirimizi karşılıklı severdik)”diyor. Allâh (c.c.)’un lûtfu ile o dostunu bulup durumunuona anlatıyor. Kardeşi cevâben diyor ki:“Ey kardeşim, ne kadar hasene istersen alabilirsin. Benkendimi kurtaramadım, bâri sen kendini kurtar” diyor. Hesâbveren kul, Cenâb-ı Hâkk’ın huzûruna sevinçle geliyor ve durumuarz ediyor. Bunun üzerine Sübhân olan Râbbimiz:“Yâ öyle mi; o böyle bir ızdırâblı gününde kardeşine acıyarakhasene veriyor; bense Cevvâdü Kerîmim, Erhâ-mü’r-Râhimînim, her ikinizi de affettim” buyuruyor.Ne büyük tebşîrât-ı ilâhî. El-hâmdü li’llâhi râbbî’l-‘âlemîn.Allâh (c.c.) cümlemize rızâsı için birbirimizi sevmeyi nasîbetsin (Âmîn).
  • HZ. MEVLÂNÂ’NIN ÇALIŞMA VE HELÂL LOKMAYA VERDİĞİ EHEMMİYET-21EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 21.10.2026 2m
    Hz. Mevlânâ dostlarına ve yakınlarına çalışmayı emrederve helal kazancın ehemmiyetini şu sözlerle dile getirirlerdi.“İnsanın elde ettiği şey, zararsa çalışmamasındanileri gelmiştir; kârsa çalışıp çabalamasından.Kazanmakda ekin ekmeye benzer, ekmedikçe ona sahip olmayahakkın yoktur. Hiç buğday ektin de, arpa verdiğini gördünmü?” sözleriyle çalışmanın ehemmiyetini vurgulamışlardır.Miskinliği ve tembelliği de dâima reddeden Mevlânâderdi ki: “Tevekkül ediyorsan, çalışmak hususunda da tevekkület; kazan da sonra Allâh (c.c.)’ya dayan. Birisi birdefine buluverir, “Ben de onu istiyorum, dükkanla, alışverişlene işim var?” der. Baht işi bu, fakat nâdirdir. Tendekudret oldukça çalışıp kazanmak gerek. Çalışıp kazanmak,define bulmaya mâni değil ya. Sen işten kalma da,nasibinde varsa define de arkandan gelsin.Mevlânâ, dostlarına ne olursa olsun helal kazancı vehelal lokmayı tavsiye eder ve şöyle buyururlardı: “Nur vekemali arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır.İlim ve hikmet helal lokmadan doğar; aşk ve rikkat (gönülinceliği) helal lokmadan meydana gelir.”Mevlânâ dostlarına dilenmeyi yasaklamış ve: “Bizkendi dostlarımıza dilencilik kapılarını kapattık. Dostlarımız,ticaret, kitabet veya herhangi bir el emeği ve alınteri ile geçimlerini temin etsinler. Biz Hazreti Peygamber(s.a.v.)’in “Gücün yettikçe, istemekten sakın.” emrini yerinegetirdik. Bizim müridlerimizden kim bu yolu tutmaz ise,onun pul kadar değeri yoktur.” buyurmuşlardır. Allah (c.c.)şefaatlerine nâil eylesin. Allah (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’inemir ve yasaklarını gözünün nuru bilenlerden eylesin.(Hz. Mevlânâ Hayatı ve Şahsiyeti s. 61)
  • MUHTEREM ÖMER ÖZTÜRK VE EDEB-20 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 20.10.2026 3m
    Edep konusunda büyükler şöyle der: “Edebe riâyet etmeyen,sünnetlere riâyet etmeyi kaçırır, sünnetlere uymayı kaçıranfarzları ve vacipleri gereği gibi yapmaktan uzaklaşır, farzve vacip gibi dînin temellerinin yeterince yerine getirilememesi,kişiyi îmanını kaybetme tehlikesine duçar eder. Îmânını kaybedenebinlerce vah olsun!” O halde mutlu sona ulaşmanınana kaynağı, daha doğrusu başlangıç noktası edeptir. Adabınkorunması işte bu sebeple büyük önem arz eder.Edep bir taç imiş nur-i Hüda’danGiy ol tâcı emin ol her belâdanMısralarının bütün ihvâna ezberletilmesini emreden Hz.Sâmi (k.s.)’un hayrul halefi olan Muhterem Ömer MuhammedÖztürk’ün hayatı her konuda üstün bir edep dairesi içinde geçmektedir.Sohbetlerinde şöyle buyurmuştur:“Büyükler, İslâm’ın altıncı şartı edeptir derler. Bununlaİslâm’ın 5 şartına bir şey eklemiş olmuyorlar. Ancak bu beşşartın hakkıyla yaşanabilmesi için edep kurallarına riâyet edilmesigerektiğini söylemiş oluyorlar. İslâm edepler manzumesidir”buyurarak edepten çok sık bahsederler.Muhterem Ömer Muhammed Öztürk’ün sahip olduklarıyüksek edep, her muâmelelerinde kendisini gösterir. Kalp kırmaktanson derece kaçınırlar, yakınındaki birinin bir hatasınısöyleyebilmek için kalbi kırılmasın, incinmesin diye senelercebekledikleri olmuştur. Allâh Resûlü (s.a.v.)’e karşı edepleri isebambaşka bir dikkat ve ciddiyetle tecelli etmektedir. Sohbetlerindeşöyle buyurmuşlardır:“Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e karşı en ufak bir saygısızlıktabulunulmamalıdır. Resûlullâh (s.a.v.)’in kendisi, ebeveyni,zevceleri, çocukları, ehl-i beyti, sahâbesi için değil Resûlullâh(s.a.v.) Efendimiz’i sevenler için dâhi dikkatli, edepli, temkinlive saygılı bulunması gerektiğini beyan etmiştir. Hz. MevlânaCelâleddin Efendimiz: “Ya Resûlullâh (s.a.v.), ben ağzımı binkere misvaklarım, bin kere miskle, amberle yıkarım, yine de buağzı senin mübârek ismin olan Muhammed (s.a.v.)’i anmayalayık göremem” buyurmuşlardır.(Misvâk Neşriyât, Hakk Yolda Kılavuz Ömer Öztürk, s.248)
  • HER ADIMDA FAZÎLET-19 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 19.10.2026 3m
    İbn Mes’ud (r.a.) şöyle söylüyor. "Her kimi Allâh (c.c.)’unhuzuruna çıkmak sevindirecekse beş vakit namazı, namazaçağırılan yerde kılsın. Allâhü Teâlâ sizin Peygamberiniz(s.a.v.) için hidayet yollarını şeriat yaptı. Açık açık beyan etti.Beş vakit namaz da hidayet yollarındandır. Eğer siz namazınıevinde kılan şu adam gibi evlerinizde kılarsanız Peygamberiniz(s.a.v.) yolunu terketmiş olursunuz. Peygamberiniz(s.a.v.)’in yolunu terkederseniz dalâlete düşersiniz. Yeminlerolsun ki, ben içimizden, cemaatten geri kalanın, ya nifakımâlum münâfık, ya da hasta olan kimseden başkasını bilmiyorum.Hatta ayakları tutmayacak derecede hasta olan biradam, cemaatle kılınan namazın fazîletine olan hırsından veterkindeki günâhın korkusundan iki kişinin kolları arasındacâmiye getirilir ve saf arasına külçe gibi bırakılırdı.Allâhü Teâlâ’nın şu ayetinin: "Andolsun Tevrat’tan sonraZebur’da da yazmışızdır ki, arza ancak sâlih kullanınmirasçı olur." (Enbiyâ s. 106) tefsirinde, sâlih kullardan muradbeş vakit namazı câmide cemaatle kılan kimseler olduğu bildirilmiştir.Bir sahih hadîste Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Kim ki evinde bol su ile gusleder, sonra Allâh(c.c.)’un evlerinden, câmilerden birine, farzlardan birfarzı edâ etmek için yürürse, attığı her adımdan biri birhatâsını siler, yıkar; diğeri de kendisini bir derece yükseltir.Namaz kıldığı vakit, o namazgâhda bulunduğu sürecemelekler devamlı olarak: "Ya Râb, o orada kimseyiincitmediği ve konuşmadığı müddetçe onu yarlığa" diyeonun için istiğfar ederler.Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Ey ashâbım, sizlere, kendisiyleAllâh (c.c.)’un hatâları sileceği ve sâyesinde yüce derecelereyükselteceği şeylere delâlet edip bildireyim mi?"buyurdu. Ashâb (r.a.e.), "Tabiî yâ Resûlullâh, bildir." dediler.Resûl-i Ekrem (s.a.v.), "Çok soğuklarda abdesti mükemmelalmak, adımları mescitlere doğru çoğaltmak, namazdansonra diğer namaz vaktini beklemektir."(İmâm Zehebî, İslâm Şeriatinde Büyük Günâhlar, s.209-210
  • İSLAM TERAKKİYE MANİ DEĞİLDİR-18 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 18.10.2026 2m
    İslamiyet’in doğuşuyla, dünyanın en uzak köylerindeyaşayan ve ilimden, güzel sanatlardan, medeniyetin izlerindenmahrum şerefli bir kavim, birdenbire aydınlık birhayata, mutlu bir yaşama kavuşarak, insanlık için örnekolacak bir medeniyet kurdular. Bu kavim, insanlığın örneği,bilim ve sanatların hizmetkârı, tüm insanlık için bir övünçkaynağı haline geldi.Müslümanlar, dinen ilim ve sanatların öğrenilmesiyleyükümlü olduklarından, ilahiyat ve dinî felsefede bütünfelsefecileri şaşkınlık içinde bırakacak büyük bir ilerlemesağladılar. Ruh ilmini ve ahlakı büyük bir özenle işleyerek,nefsin arındırılması ve ahlakın düzeltilmesi için çaba sarfettiler. “Allâh’ın (c.c.) yarattıkları hakkında düşünün, zatıhakkında düşünmeyin” emrine uyarak, temiz bir düşünceye,nurani bir kalbe ve doğru bir inanca sahip oldular.Müslümanlar, gerçeği araştırmak hususunda büyükbir yetenek göstererek kudretin güzelliklerini ve varlık evreleriniincelemeye daldılar. Batılıların bugün, bu kadarmükemmel gözlem araçlarıyla keşfettikleri birçok gerçeğe,müslümanlar bundan çok asırlar önce vâkıf olmuşlardı.Müslümanlar, yaşamakta oldukları dünyanın yapısını veözel durumlarını da dikkatten uzak tutmadılar. Bitkilerinanatomisi, tabii botanik ilmi ve sanayiye dair bitki bilgisiüzerine eserler meydana getirdiler.Müslümanlar, fikir üretimi ve icat yeteneğine sahip olduklarını,dünya medeniyetine bıraktıkları birçok bilimselkeşifleri ve zarif mimari eserleriyle ispat ettiler. Mensubuoldukları din-i mübin (İslam dini) de onları bu gibi ilimler,sanatlar, icatlar ve sanayi ile uğraşmaktan men etmemiştir.Öyleyken nasıl olur da “İslamiyet ilerlemeye engeldir”,“İslamiyet bilimlerin ve sanatların genişlemesine uygun değildir”gibi iftiraları cesaretle söyleyenler bulunabilir?(Ömer Nasuhi Bilmen, Makaleler, s. 200-203)
  • BİR MEDENİYETİN SESSİZ İNFAZI-17 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ 17.10.2026 2m
    1928’de çıkarılan Harf İnkılâbı Kanunu’nun 4. maddesi,tarihin en büyük kültür kıyımlarından birini başlattı.Eski harfli eserleri yasaklayan bu düzenleme, bin yıllıkhafızanın yok edilmesine sebep oldu. Jandarma, polisve memurlar, kraldan çok kralcı bir tavırla, halkın elindekiOsmanlıca kitaplara adeta savaş açtı. Korkuya kapılanhalk, evlerindeki kitapları kuyuya attı, yaktı ya da çürümeyeterk etti.1928 tarihli Harf İnkılâbı Kanunu’nun 4. maddesi tarihtebenzeri görülmemiş bir kitap kıyımı meydana getirmiştir.Kraldan çok kralcı jandarmalar, polisler, hatta memurlar,gördükleri eski harfli kitapları affetmemişler, halk dabu korkudan elindeki kitapları olmadık yerlere saklamışveya çaresiz kalıp imha etmiştir. Sadece milletin hafızasınıteşkil eden arşiv vesikaları değil, kütüphanelerde nicenadide kitap, fersude veya mükerrer diye hurdaya verilmişveya satılmış, daha da kötüsü elverişsiz depolardaçürümeye terk edilmiştir. Sahaf Muzaffer Ozak, yaşananvahameti şöyle anlatır: “Bir adamın evinde kitap saklaması,kobra yılanı saklamasından betermiş. Memurlar, evlerdene kadar kitap varsa kuyulara dolduruyordu. Herkeskitaplarını defetmeye çalışıyordu.”İlk Çin imparatorluk hanedanının kurucusu Shih HuangTi’nin (ME 221-210), kurduğu devlet düzeninin sorgulanacağıkorkusuyla, ülkesinde geçmişte yazılmış tümkitapların yakılmasını emredişinden bu yana geçen iki biniki yüz yılda, devlet eliyle girişilmiş bu boyutta bir kültürkatliamına yeryüzünün herhangi bir yerinde rastlamakmümkün değildir. Osmanlıca eser basımını suç sayanTürk Ceza Kanunu’nun 222. maddesi ise ancak 2014’tekaldırılabildi. Bu olay, sadece alfabe değişimi değil, geçmişintopyekûn imhasıydı.(Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci)

Popular in

The podcast also appears in the podcast charts of these countries.